ANADOLU’DA DEVLETLEŞME SÜRECİ ( TARİH 10 1. ÜNİTE YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ 4. KONU)

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih 

ANADOLU’DA DEVLETLEŞME SÜRECİ 

BOY BİRLİĞİNDEN DEVLETLEŞMEYE

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ KÜLTÜR VE UYGARLIĞI

Devlet Yönetimi ve Ordu,  Sosyal Hayat, Ekonomik Hayat, 
İkta Sistemi,  Bilim Hayatı, Kültürel Hayat 

BOY BİRLİĞİNDEN DEVLETLEŞMEYE

Boylar hâlinde yaşayan Oğuz Türkleri boy birliği ya da beylik gibi geçici siyasi çatılar altında bir araya gelme alışkanlığına sahiplerdi.

Her boyun başında da “bey” unvanı taşıyan bir başkan vardı. Her boyun kendine özgü bir damgası vardı.

Her boy kendi beyinin başkanlığında sosyal, ekonomik ve idari bir teşkilata sahipti.

Oğuz boylarını bir araya getirip birleştiren boy beyi ise genelde kağan olurdu.

Oğuz boyları, I. ve II. Kök Türk Devleti’nin kurulmasında önemli rol oynadılar.

Kök Türklerin yıkılmasından sonra bir süre bağımsız hareket eden Oğuzlar, Uygurların hâkimiyetine girdiler.

Uygur Devleti’nin yıkılmasından sonra Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular.

Oğuz Yabgu Devleti’nin son dönemlerinde bu devletin subaşısı olan Selçuk Bey, Oğuz Yabgusu ile anlaşmazlığa düştü. Kendisine bağlı Kınık boyu ile Cend Bölgesine göç etti (960).

Burada boyu ile Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra Oğuzlara Türkmen denildi.

Sonraki dönemlerde Selçuk Bey’in torunları Tuğrul ve Çağrı Beylerin önderliğindeki Oğuz Türkmenleri Horasan’da Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdular.

Daha sonraki dönemlerde ise Türkiye Selçukluları Anadolu’da, Osmanlı Devleti ise Anadolu ve Rumeli’de devletleşme sürecini devam ettirdiler.

TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET YÖNETİMİ


Türkiye Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti’nin idari yapısını ve ordu teşkilatlanmasını örnek aldı. 


Devletin başında Selçuklu ailesinden gelen bir “sultan” bulunurdu.

Sultan unvanı yanında hükümdarlar “keyhüsrev, keykavus, keykubat” gibi Farsça unvanlar da kullanırlardı.

Devlet hükümdar ailesinin ortak malı olarak kabul edilir ve şehzadeler arasında paylaştırılırdı.

Devlet işleri “Divân-ı Saltanat”ta (Büyük Divân) görüşülürdü. Her türlü konu divanda değerlendirilerek karara bağlanırdı.

Hükümdarın çocuklarına “şehzade” denir; şehzadeler, devlet tecrübesi kazanmaları amacıyla küçük yaşlarda vilayetlere gönderilirdi.

Şehzadelerin yanına “atabey” denilen tecrübeli devlet adamları verilirdi.

Hükümdar tarafından veliaht ilan edilen şehzade ya merkezde durur ya da merkeze yakın bir vilayete gönderilirdi.

Ülke idari yönden eyaletlere ayrılmıştı. Eyaletlerin başında “emir” denilen askerî vali bulunurdu.

Önemli eyaletlere şehzadeler “melik” unvanıyla atanırlardı.

Şehirlerin güvenliğinden “subaşılar” sorumluydu.

Bizans ve Ermeni sınır bölgelerini ise “Uç Beyleri” yönetirdi. Uç beyleri sınırları korumanın yanında, düşman ülkelere akınlar düzenler, sultan ile sefere çıkarlardı.

TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA ORDU

Hassa askerleri : Hükümdarın sürekli yanında bulunan atlı ve yaya askerlerdi. Üç ayda bir devletten maaş alırlardı.

Sipahiler(İkta askerleri): Tamamen Türklerden oluşan askerlerdi. Maaş yerine ikta (dirlik) denilen tımarları alan sipahiler genelde atlı birliklerdi. Savaş zamanı ikta sahibi ile birlikte orduya katılırlardı.

Türkmenler: Uç bölgelerinde her an savaşa hazır durumda bulunan birliklerdi.

Devlete bağlı beylik askerleri: İhtiyaç duyulduğu zaman savaşa davet edilirlerdi.

Donanma: Donanma komutanlarına “reisü’l-bahr” denirdi.

SOSYAL HAYAT

1176 Miryokefalon Zaferi ‘den sonra başta başkent Konya olmak üzere Aksaray, Sivas, Erzurum Kastamonu, Sinop, Alanya, Antalya gibi şehirlerde imar faaliyetleri başladı.

Fethedilen bölgelere Türkmenler iskân edilerek Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci hızlandı.

Türkiye Selçuklularının uyguladığı adil ve hoşgörülü politika sayesinde Anadolu’daki Ermeniler, Rumlar, Gürcüler ve diğer gayrimüslim topluluklar rahat ve huzurlu yaşadılar.

Türkiye Selçuklularında sosyal tabakalaşma yoktu.

HALK

Şehirliler: Askerler, devlet memurları, ilmiye sınıfı, esnaf, zanaatkârlar ve şehir halkından oluşurdu. Esnaflar Ahilik teşkilatına bağlıydı.

Ahilik, şehirlerdeki esnaf ve zanaatkârların sosyal ve ekonomik yönden teşkilatlanmalarını sağlamıştır. Ahi teşkilatının başında “Ahi Baba” adı verilen bir yönetici bulunurdu. Ahilik meslek kuruluşu olduğu kadar aynı zamanda kültür, inanç, yiğitlik ve ahlaki değerler taşırdı.

Köylüler: Köylerin başında köy kethüdası bulunurdu. Köylüler, tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı.

Konar-göçerler: Genelde hayvancılıkla uğraşırlardı. Kendilerine ait yaylak ve kışlakları vardı. Devlet, konar-göçerleri uç bölgelerine iskân ederek onların yerleşik hayata geçmelerine ön ayak olurdu.

EKONOMİK HAYAT VE İKTA SİSTEMİ

Tarımı geliştirmek için su kanalları yaptırıldı. İkta sistemi ülke genelinde yaygınlaştırıldı

Din ve ırk ayrımı yapmaksızın köylüye gübre ve tohum yardımı yaptılar.

İkta Sistemi

Mülkiyeti devlete ait olan mirî araziler meliklere, emirlere ve valilere hizmet karşılığı verilirdi.

Arazi iyi işletildiği sürece verilen kişide kalır ve miras olarak bırakabilirdi.

Araziyi üç yıl boyunca işletemeyen kişilerden tarlanın işletme hakkı geri alınırdı.

İkta sahipleri kendilerine verilen araziler üzerinde asker beslemekten ve bu askerlerin eğitimini sağlamaktan sorumluydu.

İkta sistemi sayesinde devlet, bütçeden para ayırmadan asker yetiştirmiş, tarım arazilerinin sürekli işlenmesini sağlamış, taşrada devlet otoritesi sağlanmış, toprak gelirleriyle memur maaşları karşılanmış ve iktalarda savaşa hazır askerler yetiştirilmiştir.

EKONOMİK HAYAT

Anadolu’dan geçen İpek yolu ticaretin gelişmesini sağladı.

Türkiye Selçukluları Sinop, Samsun, Alanya, Antalya gibi önemli liman şehirlerine sahip olunca deniz ticaretine büyük önem verdiler.

Ticaret yollarının güzergâhları üzerine kervansaraylar inşa ettiler.

Kervansaraylara gelen misafirlerin ihtiyaçlarını ücretsiz karşıladılar.

Ayrıca Kervanları zarar gören tüccarların zararlarını karşılamaya yönelik bir çeşit sigortacılık sistemi geliştirdiler.

Şehir merkezlerinde çarşı ve pazarlara yakın yerlere han veya kapalı çarşılar kurarak esnaf ve tüccarlara kolaylık sağladılar.

Konya, Sivas, Kayseri, Malatya, Erzincan başlıca sanayi merkezleriydi.

Erzurum ve Sivas gibi merkezlerde çeşitli silahlar üretilirdi.

BİLİM HAYATI

Nizamiye Medreselerindeki eğitim geleneğini Anadolu’ya taşıdılar. Önemli şehir merkezlerine medreseler, kütüphaneler kurdular.

Bu medreselerde dinî eğitimin yanında tıp, matematik, astronomi, fizik gibi alanlarda eğitim verildi.

Darüşşifalar (hastaneler) inşa ettiler. Bu Darüşşifalarda tıp eğitimi de verdirerek birçok tabip (doktor) yetişmesini sağladılar.

1205’te Kayseri’de Türkiye Selçukluları Dönemi’nde yaptırılan en önemli darüşşifa, “Gevher Nesibe Darüşşifası”dır.

Türkiye Selçuklularının ilk tıp okulu olan Gevher Nesibe Darüşşifası, XIX. yüzyıla kadar eğitim faaliyetlerini sürdürmüştür.

Kültürel Hayat

XIII. yüzyıl başlarında Konya’da Mevlana Celaleddin-i Rumi Allah ve insan sevgisini işleyen şiirler yazdı.

Muhyiddin Arabi, Sadrettin Konevi ile Necmeddin Razi tasavvuf alanında önemli çalışmalarda bulundular.

Yunus Emre Türkçe tasavvufi şiirler yazdı.

Ünlü tarihçilerinden İbn-i Bibi yazdığı eserlerle hükümdarlar ve devlet yönetimi hakkında önemli bilgiler verdi.

Sivas ve Konya’da dokunan kumaş ve halılar Avrupa hükümdarlarına hediye olarak gönderilirdi.

Müzik alanında ise Mevlevi ve Ahi zaviyelerinde tasavvuf müziği, dergâhlarda kopuz eşliğinde söylenen Dede Korkut Hikâyeleri, sultanlar için belli günlerde sarayda çalınan bandolar vardı.

Türkiye Selçukluları Dönemi’nde süsleme sanatları kabartma, minyatür, oymacılık, çinicilik oldukça gelişti.

Devletin simgesi olan çift başlı kartal resmine, ev ve kale duvarları, camii girişleri gibi yerlerde sıkça rastlamak mümkündü.

Türkiye Selçuklularından kalma eserler:

Konya: Alâeddin Cami, Taş Mescit, Sırçalı Mescit ve Karatay Mescidi

Niğde: Alâeddin Cami,

Kayseri : Hunat Hatun Cami ve Külliyesi

Bu eserlerdeki süslemeler genelde ayet ve hadisleri hat ile mermer veya taş üzerine yazma şeklindedir.

Bunun dışında, saray, medrese, mescit, kümbet gibi mimari yapılarda ise bitki ve hayvan motifleri kullanıldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2019- 2020 TARİH DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANLAR

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT