RUMELİ’DE GENİŞLEME ( TARİH 10 2. ÜNİTE BEYLİKTEN DEVLETE OSMANLI SİYASETİ (1302-1453) 3. KONU)

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf

RUMELİ’DE GENİŞLEME

BİZANS’LA UZLAŞMA VE RUMELİ’YE GEÇİŞ

OSMANLI DEVLETİ’NİN RUMELİ VE BALKANLARDA HÂKİMİYET KURMASINDAKİ ETKENLER

OSMANLILARIN RUMELİ’DE İSKÂN SİYASETİ

BİZANS’LA UZLAŞMA VE RUMELİ’YE GEÇİŞ
(Orhan bey 1326- 1362)

1345 yılında Bizans’ta Saray Bakanı Kantakuzenos (Kantakuzen) ile İmparator Yuannis arasında taht kavgaları yaşanıyordu. 
Bu durum karşısında Kantakuzenos, Orhan Bey’den askerî yardım istedi ve karşılığında kızı Thedora’yı (Tedora) Orhan Bey’e gelin vermeyi, dolayısıyla Osmanlı Devleti ile akraba olmayı önerdi. 
Orhan Bey teklifi kabul etti ve oğlu Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetleri Kantakuzenos’a yardım amacıyla gönderdi. Böylece Kantakuzenos, Osmanlı yardımı sayesinde Bizans tahtına çıktı (1347).
Bizans imparatoru daha sonra Balkanlarda çıkan ayaklanmaların bastırılması için Orhan Bey’den zaman zaman yardım istedi. 

Bu yardımlara karşılık Çimpe Kalesi’ni Osmanlı Devleti’ne askerî üs olarak verdi (1353). Çimpe Kalesi’nin alınması ile Rumeli’ye ilk adım atılmış oldu.

Çimpe Kalesi’ni üs edinen Osmanlı Devleti, Şehzade 
Süleyman Paşa komutasında Rumeli’de fetih hareketlerine başladı.
Gelibolu, Bolayır, Tekirdağ, Keşan ve Malkara ele geçirildi. İstanbul-Edirne yolunu kesmek ve Karadeniz’e ulaşabilmek için Lüleburgaz ve Çorlu fethedildi.
1357 yılında Orhan Bey’in on iki yaşındaki oğlu Halil, Foçalı Rum korsanlar tarafından kaçırıldı. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Paşa’nın da vefatı üzerine Osmanlı Devleti sıkıntılı bir sürece girdi. 
1357 yılında Osmanlı Devleti ile Bizans arasında yeni bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmayla Osmanlı-Bizans ilişkileri Şehzade Halil’in iki yıl sonra kurtarılmasına kadar sükûnet içerisinde geçti.

BİZANS’LA UZLAŞMA VE RUMELİ’YE GEÇİŞ

Yıldırım Bayezid 1391 yılında İstanbul’u kuşattı. Bu amaçla 
Anadolu Hisarı’nı (Güzelcehisar) yaptırdı. Ancak Niğbolu Savaşı (1396) yüzünden kuşatmayı kaldırdı. 
Yıldırım Bayezid, daha sonra ikinci kez İstanbul’u kuşattı (1402). Bu kez Anadolu’da Timur tehlikesi ortaya çıkınca İstanbul kuşatmasını yine kaldırmak zorunda kaldı ve Bizans’la bir antlaşma yaptı. Anlaşmaya göre:
İstanbul’da bir Türk mahallesi kurulacak ve bir cami inşa edilecek. 
Türklerin davalarına bakmak için bir Türk kadı tayin edilecek; Bizans, her yıl Osmanlı Devleti’ne 10 bin düka vergi ödeyecekti. 

Bu antlaşma ile Bizans, Osmanlı Devleti’nin siyasi üstünlüğünü kabul etmiş oldu.

OSMANLI DEVLETİ’NİN RUMELİ VE BALKANLARDA HÂKİMİYET KURMASINDAKİ ETKENLER 
(I. Murad 1362-1389)

I. Murat Dönemi’nde, Edirne fethedildi (1363)
Osmanlı Devleti’nin başkenti yapıldı.
XIV. yüzyılın başlarında Rumeli ve Balkanlarda siyasi, sosyal ve dini belirsizlikler söz konusuydu. 
Bölgede Bizans’tan başka Sırp, Bulgar, Arnavut krallıkları; Eflâk ve Boğdan voyvodalıkları; Bosna ve Hersek prenslikleri yer alıyordu. 
Bölge halkları feodal beylerle krallar arasındaki çekişmelerin ortasında kalmıştı. Ayrıca veba salgını yüzünden nüfus azalmıştı.
Balkanlarda  Sırp Krallığı ile Bizans’la sürekli mücadele hâlindeydi.

Ortodoks, Katolik ve Bogomil adındaki Hristiyan mezhepleri arasında sürekli çatışmalar yaşanıyordu.

Sultan I. Murad 1364 yılında birleşik Haçlı ordusuna karşı 
Sırpsındığı Zaferi’ni kazandı. Ayrıca Haçlı ittifaklarıyla 
yapılan Çirmen Savaşı (1371) ve I. Kosova Savaşı (1389 
Osmanlı Devleti’nin lehine sonuçlandı.
I. Bayezid (Yıldırım) Dönemi’nde Haçlılarla yapılan  1396 Niğbolu Savaşı’nı Osmanlı Devleti kazandı. Niğbolu Zaferi’nden sonra uzun yıllar Osmanlı Devleti’ne karşı Haçlı ittifakı kurulamadı.
II. Murad Dönemi’nde ise Haçlı ittifakıyla yapılan Varna Savaşı (1444) ve II. Kosova Savaşı (1448) sonucunda Balkanlarda Osmanlı egemenliği kalıcı hâle geldi.

Bu savaşlar sonrası Osmanlılar fethedilen bölgelerdeki halka zarar vermediler. İstimâlet (hoşgörü) anlayışı ile hepsinin gönlünü aldılar. Osmanlı’nın adaleti huzur ve güven getirdi.

Akıncılar

Osmanlı Devleti’nin Rumeli ve Balkanlarda kalıcı 
olmasında akıncı uç beyleri ile bunların kumandanlarının payı büyüktür.
Akıncılar, hafif süvari birlikleri idi. Bunlar İyi binici olan atlılardan meydana gelen savaşçı, cesur ve çevik birliklerdi.
Sınırlarda ya da sınıra yakın yerlerde bulunurlardı. 
Sınır güvenliğini sağlamalarının yanında bir program ve plan dâhilinde yaz kış demeden sınır ötesine akınlar yaparlardı. 
Nitekim Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda başlangıçta yaptığı fetihlerde Evrenos Bey, Hacı İlbeyi, Turahan Bey ve Mihal Bey gibi önemli akıncı beyleri etkin rol oynamışlardı.

Akıncı beyleri ve aşiret reisleri, Osmanlı kültür 
yapısının Balkanlarda fethedilen topraklara taşınmasında ve idare edilmesinde önemli rol üstlendiler. 
Kısa sürede Osmanlı idaresinin Balkan topraklarındaki temsilcisi ve denetleyicisi konumuna geldiler. 
Osmanlı Devleti, Balkanlardaki fetihlerde etkin rol oynayan akıncı beylerine hizmetleri karşılığında araziler tahsis etti. 
Bu sayede sınır boylarının savunmasını sağlayarak yeni fethedilen toprakların imar ve iskânını sağlamayı amaçladı.

Şeyh ve Dervişler 

Osmanlı Devleti’nin Rumeli ve Balkanlarda hâkimiyet 
kurmasında da maneviyata değer veren şeyh ve dervişlerin aktif rolleri oldu. 
Şeyh ve dervişler, Balkanlarda kurmuş oldukları zaviye ve tekkeler aracılığı ile gayrimüslim halkı etkilediler. 
Bunun yanında şeyh ve dervişler zaman zaman fetih hareketlerine de katılarak askere manevi güç verdi.
Şeyh ve dervişlerin bölgede kurdukları tekke ve zaviyelerin etrafında zamanla mahalle ve köyler oluştu. Buralar birer din, kültür ve sanat merkezleri hâline geldi. 
Dolayısıyla şeyh ve dervişler sadece din adamları olarak değil, aynı zamanda toprağı işleyen, köy kuran, sanat ve ilim yapan şahıslar olarak önemli görevler üstlendi.

OSMANLILARIN RUMELİ’DE İSKÂN SİYASETİ

Osmanlı Devleti, fethedilen yerlere Türk kimliği kazandırmak için öncelikle buralarda Türk nüfusun artırılmasına önem verdi. 
Anadolu’da konar-göçer yaşayan Türk topluluklarını ve bazı meslek erbaplarını Rumeli’de fethedilen yerlere yerleştirdi. 
Yerli halkın inançlarına, dillerine, gelenek ve göreneklerine karışmayarak onları kültürlerini yaşamalarında serbest bıraktı. Ayrıca onlardan tekfurların aldığı vergilerden daha azı alındı.

Osmanlı Devleti, Rumeli’de yaptığı fetihleri kolaylaştırmak için ordunun geçeceği önemli yolları, geçitleri ve şehirleri askerî açıdan güvence altına alarak bu strarejik noktaların da Türkleştirmesine özel önem verdi.

Rumeli’de imar faaliyetleri yapılarak cami, yol, köprü, 
medrese, çeşme ve hastanelerle bölgeye Türk İslam kimliği kazandırıldı.
Osmanlı Devleti, Rumeli’de uyguladığı iskân siyasetinde bazı kurallara dikkat etti. 
Göçmenlerin, yeni yerleşim bölgelerine yakın yerlerden olmasına çalışıldı. Böylece uzun yol eziyeti ve iklim farklılıklarının etkisi en aza indirildi. 

Ayrıca Anadolu’da aralarında husumet ve anlaşmazlık bulunan ailelerden bir kısmı Rumeli’ye göç ettirilerek ülkede sosyal düzen ve huzur sağlanmaya çalışıldı.

Ahiyân-ı Rûm


Ahiyân-ı Rûm, Ahilik teşkilatına mensup üyelerden oluşuyordu. 
Ahilik, XIII. yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuş şehirlerdeki esnaf ve zanaatkârların sosyal ve ekonomik yönden teşkilatlanmalarını sağlayan bir oluşumdu. 
Ahilik meslek kuruluşu olduğu kadar aynı zamanda kültür, inanç, yiğitlik ve ahlaki değerler taşırdı. 
Osman Bey’in Ahi teşkilatının lideri olan Şeyh Edebali’nin kızıyla evlenmesiyle Ahiler, Osmanlı Devleti’nin en büyük manevi destekleyicilerinden biri oldular.
Ahiler fetihlere maddi ve manevi destek verdiler ayrıca beyliği teşkilatlandırma, sosyal hayatı düzenleme ve beylere danışmanlık yapma gibi önemli görevleri üstlendiler. Kurdukları tekke ve zaviyeler aracılığı ile bölgenin Türkleşmesine ve İslamlaşmasına önemli katkıda bulundular.

Bâciyân-ı Rûm


Ahi Evran’ın hanımı Fatma Hatun tarafından kurulan bu kadın teşkilatlanmasına “Anadolu Bacıları” da denilirdi. 
Bu teşkilata mensup olanlar halı, kilim gibi tekstil üretimi yaparlardı. Aynı zamanda Türk kültür ve geleneklerini bulundukları bölgelerde yaşatarak çevrelerine örnek olurlardı. 
Kadınların eğitimi ile ilgilenir, kimsesiz kadınlara sahip çıkarlardı. Yaşlı kadınlara bakım ve ihtiyaçları konusunda yardımcı olurlardı. 
Gerektiğinde erkeklerle birlikte ülke savunmasına katılırlardı.
Anadolu Bacıları iskân faaliyetlerinde de bulunarak bu amaçla çeşitli zaviyeler de açmışlardı. Bu zaviyeler aracılığı ile kadın Türk dervişleri ordularla birlikte hatta onlardan daha evvel fütûhata çıkmışlardı. 
Bâciyân-ı Rûm’a mensup kadınlar, ilk dönemlerde Osmanlı ordusunun üniformalarını da imal etmişlerdi.


Not: Ünitenin devamına www.tarihkursu.com /ders notları bölümünden ulaşabilirsiniz.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT

22- YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ,ANADOLU'DA KURULAN İLK TÜRK BEYLİKLERİ, TÜRKİYE SELÇUKLULARI