TARIMDAN TİCARETE EKONOMİ - TARİH 9 3. ÜNİTE ORTA ÇAĞ’DA DÜNYA 2. KONU

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf


TARIMDAN TİCARETE EKONOMİ

Artı Üründen Sosyal Sınıflara
İlk ve Orta Çağ’da Toplumsal Tabakalaşma
Kast Sistemi
Orta Çağ’da Ticaret

İlk ve Orta Çağ’da Ticaret Yolları

Artı Üründen Sosyal Sınıflara

Yağışın yeterli olduğu ve doğal besin kaynaklarının bol olduğu bölgelerde büyük bir anlam ifade etmeyen artı ürün, kurak bölgelerde hayati öneme sahiptir. 
Çünkü bu bölgelerde artı ürüne sahip olan yerleşim merkezleri avantajlı duruma geçmiş ve bu durum onlara güç kazandırmıştır.
Ayrıca artı ürün, diğer ihtiyaçların karşılanması için değiş tokuşu geliştimiş ve çiftçilik dışında yeni meslekler ortaya çıkarmıştır. 

Çiftçi, esnaf, tüccar, din adamı, savaşçı gibi yeni sınıflardan oluşan daha büyük topluluklar şehir toplumunun doğmasını sağlamıştır.

Artı ürünlerin bir merkezde toplanması ve halka buradan dağıtılması toplumda tabakalaşmayı ortaya çıkarmıştır. 
Örneğin Mezopotamya’daki tapınaklarda toplanan ürünlerin kaydını tutan din adamları, dağıtımı kontrol etmeye başlamıştır.
Böylece tapınak rahipleri toplumda üst tabakayı oluşturmuştur.
Mezopotamya’da topraklar özel mülkiyet altında iken Mısır’da firavun, tüm toprakların sahibidir. Toprakları kullanan köylüler ise kiracı durumundadır.
Sümerlerde toprak mülkiyeti; tapınaklara ait topraklar, kent yöneticilerine ait topraklar ve ortakçı usulü ile işletilen köylülere ait topraklar olmak üzere üçe ayrılmıştır. 
Hititlerde ise toprak, küçük ve büyük tımar parçalarına bölünmüştür.

İlk Çağ’da Vergi

İlk çağlardan itibaren devletler vergi toplamaya ihtiyaç duymuştur.
Mısır’da vergiler ve kiralar, tüm ekili topraklardan düzenli bir şekilde firavun adına toplanmış ve kamu binalarında çok sayıda insan çalıştırılmıştır.
Mısır’da köylüler de ortakçı olarak vergi vermekle yükümlüdür. 
Sümerlerde ise hür vatandaşlar vergi ödemek zorundayken Urkagina, sosyal adaletsizliği önlemek için birçok vergiyi kaldırmıştır. 

Güçlü bir yapıya sahip olan Roma’da tarımdan elde edilen fazla ürünün vergilendirilmesiyle oluşan kaynaklar; orduyu, bürokrasiyi ve şehirli nüfusu beslemiştir.

İlk Çağ’da Toplum

İlk Çağ’da toplum; asiller, din adamları, hürler ve köleler gibi sınıflara ayrılmıştır. 
Toprağa sahip olan soylular, yüzyıllar boyunca geçerli olacak güçlü statüler kazanarak sosyal,ekonomik, siyasi gücün belirleyicisi olmuştur. 
Bu süreç tarım toplumlarının yönetim şekli olan monarşiyi ortaya çıkarmıştır. 
Tarihin bazı dönemlerinde monarşiler parçalansa da soylu sınıfa dayanan siyasal yönetimler varlığını sürdürmüştür.
Orta Çağ Avrupası’ndaki feodalite sisteminde, ayni vergiler devam etmekle birlikte ordunun ihtiyaçları etrafı surlarla çevrili kalelerde yaşayan feodal beyler tarafından karşılanmıştır. 
Köleler, serfler ve hür köylüler, korunma ve adalet karşılığında senyörlere mal ve hizmet üretmekle yükümlüdür.

Kast Sistemi

Tarih boyunca kölelik, kast sistemi ve mevkiye bağlı sistem gibi toplumsal tabakalaşmalardan söz edilebilir.
Hindistan’da ortaya çıkan Kast sistemi, bir kişinin toplumsal konumunun yaşamı boyunca belirlendiği toplumsal bir düzendir. 
Kast sistemi; brahmanlar (din adamları), kşatriyalar (askerler),  vaisyalar(çalışanlar) ve sudralar (işçiler ve köleler) sınıflarından oluşturmuştur.

Kast grubunun üyesi; brahmanlara saygılı olup kendi kastının görevlerini yerine getirirse diğer hayatında daha üst bir kastta doğacak eğer bunları yerine getirmezse daha alt bir kastın üyesi olarak yeniden dünyaya gelecektir.

Kast toplumlarında farklı toplumsal gruplar birbirlerine kapalıdır. 
Bu sistemde herkes, bir daha terk edemeyeceği bir kast içinde doğar, bu kasttan eş seçer ve bu kast içinde ölür. 
Her kast bireyinin alabileceği eğitim ve yapabileceği meslek türleri bellidir. 
Bu düzende insanların diğer kastların üyeleriyle bağlantı kurmaları
engellenmiştir. 

Kast sisteminin mevcut yapılanması dışında, köylerin ve yerleşim yerlerinin en uzak yerlerinde yaşamalarına izin verilmiş parya denilen bir sınıf daha vardır.

Orta Çağ’da Ticaret

Orta Çağ’da Asya ile Avrupa arasındaki ticari faaliyetler genellikle ticaret yolları vasıtasıyla gerçekleşmiştir.
Bu ticaret yolları, ticari ürünlerin yanı sıra kıtalar arasında kültür alışverişine de imkân sağlamıştır.
Ticaret yolları üzerindeki ulaşım, kervanlar vasıtasıyla sağlanırdı.
Orta Çağ’da üç yelkenli gemilerin, pusula ve haritanın da kullanımıyla denizciliğin ticari değeri artmaya başladı.
Kervanların konakladığı, mola verdiği ve ticari malların tüketiciye ulaştığı mekânlara tarih boyunca farklı isimler verilmişti. 
Hanlar: Kervanların indiği, malların depolandığı, atölyelerin bulunduğu ve ticaretin yapıldığı yerlerdi. 

Çarşı: Hanlarda birden fazla dükkân olması durumunda buraya çarşı da denilirdi.

Arasta: Genellikle aynı esnaf grubuna ait dükkânların bir sokak üzerinde sıralanması ile meydana gelmekteydi. 
Ribatlar: İslamiyet’in ilk dönemlerinde daha çok korunma, savunma ve askerî amaçlı inşa edilerek karakol veya ordugâh olarak kullanılırdı. Sınır bölgelerinde yoğunlaşan bu yapılar, yüksek duvarlarla çevrili olup avlu ve gözcü kulelerinden oluşurdu. XI. yüzyıldan sonra sınırların genişlemesiyle birlikte iç bölgelerde kalan ribatlar, işlev değiştirerek ticari konaklama amacıyla kullanıldı.
Pazar ve panayırlar: Günümüzdeki fuarlara benzeyen panayırlar, XIII. yüzyılın sonuna kadar pek çok ülkenin ticaretinde önemli rol oynamış ve ekonomik hayata da canlılık getiren önemli bir unsur olmuştur. Pazarlar ise açık havada yer almış ve genel olarak haftanın belirli günleri toplanmıştır.

Kapan: Türk İslam şehirlerinde sıkça görülen kapanlar, toptan ticaretin yapıldığı yerlerdi (yağ kapanı, un kapanı gibi).

Kervansaraylar: Kökeni ribata dayanan kervansaraylar da kervanların güvenliği ve konaklaması için ana yol kenarında tesis edilirdi. 
Kervansaraylar genellikle 8-10 saatlik yürüyüş mesafesinde, 35–40 km aralıklarla kurulurdu. Vakıf sistemi sayesinde günümüze kadar gelen kervansaraylar, yollar üzerinde kurulan ve kamu yararına çalışan ticari yapılardı.
Ticaret malları deniz yoluyla taşınırken bazen limanlarda mola vermiş, bazen de bu malların yolculuğu limanlarda son bulmuştur. Büyük karayollarının her zaman denizle irtibatı olmuş ve ticaret yolları bir limanda tamamlanmıştır. Bu nedenle liman kentleri, dünya ekonomisinin en önemli birimlerinden olmuştur. Limanlardan kentlere ulaşan mallar, burada hanlar, kapanlar, bedestenler, çarşılar ve pazar yerlerinden insanlara ulaşmıştır.

Paranın Kullanımı

Ekonomik açıdan önemli olan madenî paranın 
ortaya çıkışı ,ticari ve mali gelişmeleri kolaylaştırdı. 
Anadolu’da yapılan kazılarda bulunan ilk para örnekleri MÖ VII. yüzyıla ait olup bunları Lidya kralı bastırmıştır.
Paranın üstündeki kral resmi ya da şehir sembolü, parayı bastıranın gücünü ve ihtişamını göstermiştir. 
Krallar için para basmak bir egemenlik sembolü olduğu kadar aynı zamanda ekonomik açıdan da önemlidir. 
Metal sikkelerden yapılan ilk paralar, genellikle altın ve gümüşten basılmıştır.

İlk ve Orta Çağ’da Ticaret Yolları 

Kral Yolu


Anadolu yollarının altın çağı, Pers İmparatoru Darius’un yaptırdığı Kral Yolu ile başlamıştır. 
Anadolu’da, Ege Bölgesi’nde bulunan Salihli civarındaki Sardes’ten başlayıp Pers İmparatorluğu’nun başkenti Sus’a kadar uzanan Kral Yolu, Anadolu yollarının belkemiğini oluşturmuştur.
2 600 km uzunluğundaki Kral Yolu’nun çevresindeki ekonomi merkezleri, Ege kıyısındaki önemli limanlara bağlanmıştır.

İpek Yolu

İpek Yolu, İlk ve Orta Çağlarda Çin ve Orta Doğu ile Batı ülkeleri arasındaki transit kara ticaretinde kullanılan en işlek ticaret yoludur. Yol Çin’den başlayarak Akdeniz, Anadolu ve İran üzerinden Avrupa’ya ulaşmıştır.
İpek Yolu insan eliyle açılmış bir yol olmayıp tabiatın ve iklimin hazırladığı geniş vadi yatakları ile kervanların konaklamalarına yarayacak vahalardan oluşmuştur.
İpek Yolu, tarih boyunca hem geçtiği bölgeleri iktisadi açıdan kalkındırıp halkın refah seviyesini yükseltmiş hem de Doğu- Batı kültür ve uygarlıkları için bir köprü olmuştur.
İpek Yolu’nun hâkimiyeti için bölgede sürekli siyasi ve askerî mücadeleler olmuştur. İpek Yolu’ndaki güç mücadelesini belirleyicileri Çinliler, Türkler, Moğollar, Farslar, Araplar ve Ruslardır. 
İpek Yolu’na hâkim olan kavimler, dünya siyasetinde etkin rol oynamışlardır.

Bu yol, Türklerin bölgedeki manevi unsurlarla temas etmelerini sağlamıştır. 
İslamiyet öncesinde bölgeye egemen Türk devletleri; Hunlar, Avarlar ve Kök Türkler’dir. 
İlk Türk İslam devletlerinden olan Karahanlıların ve Gaznelilerin hızlı yükselişinin nedenlerinden biri de İpek Yolu’nun kilit noktaları olan Hotan ve Kabil gibi şehirleri ticari merkez olarak kullanmalarıdır. 
Moğolların hâkimiyetinden sonra bu yolun altın çağı sona ermiş ve İpek Yolu diğer kara ve deniz yollarının gölgesinde kalmıştır.

Kürk Yolu

Kürk Yolu, Don Nehri’nin denize döküldüğü yerden
 başlayıp Ural Dağları ve Güney Sibirya ormanları sınırından Altaylar’a,
Sayan Dağları üzerinden Çin’e ve Amur Nehri’ne ulaşan yoldur. 
Bu yoldan hayvanlarla getirilen deri ve postlar, İtil Nehri vasıtasıyla Hazar Devleti’nin merkezi Hanbalık’a (Etil) ulaştırılmıştır. 
Daha sonra da Güney Sibirya’dan geçerek Avrupa’ya ve İslam ülkelerine gönderilmiştir. 
Bu yolun doğu ucu ise Türk devletlerinin merkezi olan Orhun Bölgesi’nden Çin’e kadar uzanmıştır.

Baharat Yolu

Hindistan'dan başlayarak Avrupa’ya ulaşan ticaret yoluna Baharat Yolu denmiştir. Bu yol, coğrafi keşifler sonucunda önemini kaybetti.
Avrupa'da ticaretinin dayandığı temelleri oluşturan ve doğuyu batıya bağlayan İpek Yolu, güneyi batıya bağlayan Baharat Yolu, kuzeyi güney ve batıya bağlayan Kürk Yolu zamanla Müslüman toplulukların eline geçmiştir.
Kısa sürede refaha ulaşan İslam ülkeleri Orta Çağ Avrupası’nın iştahını kabartmış, böylece iki yüzyıla yakın sürecek olan Haçlı Seferleri başlamıştır. 
Ticaret yollarını ve Orta Doğu’nun zenginliğini ele geçirmek için yapılan bu seferler, Avrupa açısından tam bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT

22- YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ,ANADOLU'DA KURULAN İLK TÜRK BEYLİKLERİ, TÜRKİYE SELÇUKLULARI