OSMANLI’DA ZANAAT, SANAT VE KÜLTÜR FAALİYETLER- TARİH 10 4. ÜNİTE BEYLİKTEN DEVLETE OSMANLI MEDENİYETİ 4. KONU

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf


OSMANLI’DA ZANAAT, SANAT VE KÜLTÜR FAALİYETLER



OSMANLI’DA ŞEHİR PLANLAMASI
OSMANLI MİMARİ ANLAYIŞI
OSMANLI EL SANATLARI
Ahşap ve Taş İşlemeciliği
Dokumacılık
Çinicilik
Hat Sanatı

OSMANLI’DA ŞEHİR PLANLAMASI

Osmanlı şehir kültürü, birbirinden çok farklı, etnik, 
dinî ve ekonomik yapılar üzerine tesis edildi. Osmanlı 
Devleti’nde, şehirler ticari faaliyetlerinin yoğunlaştığı güzergâhlar üzerinde kuruldu. 
Osmanlı şehirleri genelde iki parçalı işlevsel alana sahipti.
Bunlardan ilki Osmanlı merkezi iş sahası, diğeri ise konut alanları idi. 
Merkezde, çarşı denilen bölgelerde ekonomik, dinî, kültürel çeşitli faaliyetler yapılmaktaydı. Çarşı konumunun belirlenmesinde kale veya şehir surları, önemli yollar ve önemli kültürel alanlara yakınlık belirleyici rol oynardı.
Cami, bedesten (kapalı çarşı) ve imaret (yemek dağıtılan yer) klasik dönem Osmanlı şehir planına hâkim unsurlardı. Şehrin asıl merkezini bedestenler oluşturmaktaydı.
Bedestenlerin etrafında ise hanlar bulunmaktaydı. 

Hanlar sadece geceleme ihtiyacını karşılayan yerler 
değil, aynı zamanda ticari işlevi de olan yapılardı. 
Şehrin kalbi durumunda olan bu mekânlarda kâr getiren faaliyetler dışında; eğitim, sağlık, yardımlaşma ve diğer faaliyetleri bünyesinde bulundurmaktaydı.
Şehir merkezinde bulunan diğer bir unsur ise sağlık, eğitim, kültürel hizmetleri sunan külliyeler idi. Osmanlı şehir merkezlerinde bulunan büyük camiler genelde külliye ile bağlantılıydı. 
Osmanlı şehirlerinin önemli yapılarından biri de imarethanelerdi. Yoksullara, medrese öğrencilerine, tekkelerde kalanlara, yolculara yemek dağıtmak üzere kurulmuş olan imarethaneler, kamu hizmeti gören önemli hayır kurumlan niteliğindeydi.




Osmanlı şehirlerinin fiziki yapısının ikinci 
kısmını ise mahalleler meydana getirirdi.
Türk evleri genelde çok katlı değildi. Bu evlerin birinci katı taştan yapılmış olup, hizmet katı konumundaydı. Bu katta; depo, çamaşır yıkama yeri, tuvalet ve mutfak yer alırdı. 
Evin üst katı ise oturma alanı olarak kullanılan odalardan ibaretti. Odalar arasında eyvan denilen bir bölüm yer almaktaydı. Eyvan ve odalar sofaya veya hayata (avluya) açılmaktaydı.
Konut alanlarının ötesinde şehir halkına rahatsızlık veren endüstriyel faaliyetler ile kırsal kesimle bağlantısı olan zanaatkârlar yer alırdı. 
Bunları; dericiler, boyacılar, kesimhaneler, kasaplar, demirciler, çilingirler, bakırcılar, çömlekçiler, saraçlar, gıda maddesi satıcıları şeklinde sıralamak mümkündü. 

OSMANLI MİMARİ ANLAYIŞI
Erken Dönem diye bilinen Osmanlı mimarisinin temel 
öğesini külliyeler, külliyelerin ana unsurunu ise camiler oluşturmaktaydı.
İznik’teki Hacı Özbek Cami, Süleyman Paşa Medresesi, Bursa’da Yıldırım Bayezid Döneminde inşa edilen Ulu Cami, Yıldırım Bayezid Bedesteni, Osmanlı Devleti’nin ilk hastanesi niteliğinde olan Yıldırım Darüşşifası bu dönemin mimari eserleri arasında gösterilebilir.
Osmanlı Devleti’nin kendine has üslubunu oluşturduğu Klasik Dönem’e geçiş İstanbul’un Fethi’yle başladı. İlk kez merkezî kubbeli camilere yarım kubbeler eklenerek yeni camiler yapıldı. Bu camilerin yanına dinî, ekonomik ve sosyal ihtiyaçları karşılayacak alt yapı kuruluşlarını barındıran tesisler inşa edilerek “külliyeler” oluşturuldu. Bu nedenle bu döneme aynı zamanda “Büyük Külliyeler Devri” de denilmektedir.
Fatih, II. Bayezid ve Süleymaniye külliyeleri ile başkent İstanbul adeta yeni bir kimliğe büründü



MİMAR SİNAN

Osmanlı Devleti’nde, XVI. yüzyılda yetişmiş 
en büyük mimari ustası Mimar Sinan’dır. 
Mimar Sinan ilk olarak Yavuz Dönemi’nde Osmanlı ordusuna katıldı. 
Kanuni Dönemi’nde, devletin tüm inşaat işlerinden sorumlu mimarbaşı olarak görevlendirildi. Bu görevini II. Selim ve III. Murad dönemlerinde de devam ettirdi. Dört yüzden fazla eseri mevcuttur.
Mimar Sinan, birbirinden güzel eserlerden sonra çıraklık eserim dediği “Şehzade Camisini” inşa edince ünü, imparatorluk sınırları dışına çıktı.
Mimar Sinan kalfalık eseri olan “Süleymaniye Camisinin” ardından; ustalık eseri olan Edirne “Selimiye Camisini” inşa ederek sanatının zirvesine ulaştı.
Ayasofya’yı yeniden inşa edercesine onaran ve ayakta durmasını sağlayan da odur. 

OSMANLI EL SANATLARI

Ahşap ve Taş İşlemeciliği

Ahşap işçiliğiyle uğraşan sanatkârlara “neccar” denilirdi.
Ağaç üzerinde veya diğer ahşap bir malzemede, mobilyada belirlenmiş desen ve çizimlere göre oyulmuş yuvalara gümüş sedef vb. süs maddeleri yerleştirilerek yapılan süsleme sanatına ise “kakmacılık” denir.
Taş işçiliğinin en yaygın biçimini oyma ve kabartmalar teşkil eder. Bu uygulama, taş üzerine nakkaşın hazırladığı resim iğneleme işleminin ardından kömür tozuyla ve silkme usulüyle zemine aktarılır, fırça veya kalemle tespit edildikten sonra taşçılar tarafından işlenerek yapılırdı.

Dokumacılık

Dokumacılık; pamuk, keten, kadife, ipek, yün vb. malzemenin elde edilmesinden kullanıma hazır hâle gelene kadar (kumaş, halı, kilim vs.) geçirdiği sürecin tamamına verilen addır.
Özellikle ipek kumaşlar, Osmanlı törenlerinde ve yüksek sınıf kültüründe, sosyal konum belirleyicisi olarak önemli bir yere sahipti. 
Türk tarihinin en eski dönemlerinden itibaren dokumacılık sektörünün en önemli kolu ise kilim ve halıcılıktı.
Gördes düğümü ile yünden dokunmuş olan Uşak halıları madalyonlu ve yıldızlı halıların en güzel örneklerini teşkil etmiştir.



Çinicilik

Çinicilik, kil topraktan yapılan levhaların genellikle çiçek resimleriyle bezenip fırında pişirilmesi sanatıdır. Çini sanatında, İznik ve Kütahya, Osmanlı Devleti’nin en önemli çini ve seramik merkezleri idi. 
Osmanlı eserlerinde kullanılan çinilerde genelde Türk mavisi, domates kırmızısı, mor, sarı ve yeşil gibi renkler kullanıldı.
Çinilerle bezenmiş Osmanlı eserleri arasında Bursa’daki Yeşil Cami ve Yeşil Türbe; Topkapı Sarayı ve İstanbul’un birçok camileri -özellikle Sultan Ahmet Cami- Osmanlı çiniciliğinin en güzel örnekleri arasında gösterilebilir

Hat Sanatı

Yazı veya çizgi anlamına gelen “hat”, güzel yazı yazma sanatıdır. Hat sanatı ile uğraşanlara ise “hattat” denilir. 
İstanbul’un fethinden önce hat sanatı, Amasya ve Edirne’de gelişmeye başladı. Bu şehirlerde önemli hattatları yetişti.
XVI. yüzyılda yetişen en önemli hattatlardan biri olan Amasyalı Şeyh Hamdullah (Öİ.1520), Osmanlı hat sanatının gelişmesine önemli katkıda bulundu.
XVI. yüzyılın ünlü hattatı ise Ahmet Karahisari’dir (öl. 1556). Hat sanatına farklı bir üslup getiren Ahmet Karahisari’nin en önemli eseri, Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine yazmış olduğu ve hâlen Topkapı Müzesi’nde muhafaza edilen büyük ebattaki Kur’an-ı Kerim’dir



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT

22- YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ,ANADOLU'DA KURULAN İLK TÜRK BEYLİKLERİ, TÜRKİYE SELÇUKLULARI