OSMANLI DEVLETİ’NDE DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ- TARİH 11 4. ÜNİTE DEVRİMLER ÇAĞINDA DEĞİŞEN DEVLET-TOPLUM İLİŞKİLERİ 4. KONU

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf


OSMANLI DEVLETİ’NDE DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ

Sened-i İttifak (1808)
Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümâyunu-1839)
Islahat Fermanı (1856)
I. Meşrutiyet’in İlanı ve Kanun-i Esasi’nin Kabulü
II. Meşrutiyet’in İlanı (24 Temmuz 1908)
Tanzimat’ın İlan Edilmesinden Sonra Çıkarılan Belli Başlı Kanunlar
Dağılmayı Önleme Çabaları
Osmanlıcılık
İslamcılık
Türkçülük (Milliyetçilik)

OSMANLI DEVLETİ’NDE DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ

SENED-İ İTTİFAK (1808)

XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı 
eyaletlerinde mali, idari ve askerî kanunların oluşturduğu
 zeminin etkisiyle âyan adı verilen zengin bir zümre, gücünü artırdı.
II. Mahmut, merkezde siyasi gücü artan Alemdar Mustafa Paşa’yı , sadrazamlığa getirdi. 
Alemdar Mustafa Paşa devlet otoritesinin yeniden tesisi için yeniçeri Ocağının muhasebesini teftiş vesilesiyle yeniçeri zorbaları öldürüldü veya sürgüne gönderildi.
Alemdar Mustafa Paşa, taşrada yok olan merkezî otoriteyi tekrar tesis etmek amacıyla âyanlarla anlaşma yoluna giderek âyanları İstanbul’a çağırdı. 
Amacı merkez ile taşra arasında bir uzlaşma sağlamak, âyanlara hak ve görevler vererek resmiyet kazandırmak, böylece devletin dağılma tehlikesini önlemekti.

Âyan:
Herhangi bir vilayet ve kazada o yerin idaresi ile alakadar olarak halk ile hükûmet arasındaki işleri idare eden ve halk tarafından seçilen bir vazife sahibidir. 
Âyanlar o memleketin nüfuzlu aileleri olan ve “eşraf-ı belde” denilen zümre arasından seçilirdi. 
Hükûmet âyanları seçmez bu işi valiler takip ederdi. Âyanlar vergi ve asker toplamada devlete yardım ederlerdi.
Bu yardımlara karşılık âyanlara toplanan vergiden hisse verilirdi.

Alemdar Mustafa Paşa gibi birinin Sadrazamlık makamında olması, birçok âyan ve ağanın davete itaat etmesinde etkili oldu. 
Bulgar âyanları ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Alemdar’ı rakip gördükleri için davete katılmadılar.
Öneriler oturuma katılanlar arasında tartışıldı ve alınan kararlar “Sened-i İttifak” adı verilen belgeye yazılarak imzalanıp mühürlendi.
II. Mahmut bu senedi mevcut durumun kötü olmasından dolayı istemeyerek de olsa imzaladı.

SENED-İ İTTİFAK’IN BAZI MADDELERİ

Âyanlar padişahın emirlerini yerine getirerek ona sadık kalacaklardı.
Âyanlar, eyaletlerden devletin asker almasına karşı gelmeyeceklerdi. Karşı gelenlerden bütün âyanlar davacı olacaklardı.
Hazine gelirlerinin toplanması devletin koymuş olduğu kanun ve hükümlere göre yapılacaktı.
 Sadrazamın kanun ve ittifaka uygun olarak vereceği emirlere itaat edilecek, uygun olmayanlara birlikte karşı çıkılacaktı.
İstanbul’da Yeniçeri Ocağı ve diğer ocaklarda isyan çıkarsa âyanlar emir beklemeksizin gelip isyanı bastırmaya çalışacaklardı.
Padişah âdil ve eşit vergi alacak, aşırı vergi konmayacaktı.

SENED-İ İTTİFAK’IN DEĞERLENDİRMESİ

Devlet, Anadolu’da ve Rumeli’de kendi kendine 
güçlenmiş ve bir bakıma özerkliğini ilan etmiş olan 
âyanların varlıklarını, bu senetle kabul edip hukuki hâle getirdi. 
Bu belge ile bazı yetkilerinden zorunlu olarak vazgeçmesiyle padişahın yetkileri sınırlandırıldı. Bundan dolayı II. Mahmut, bu senedin yapılmasını günün koşulları gereği zorunlu olarak kabul etti.
Sened-i İttifak’ın arkasındaki gerçek güç olan Alemdar Mustafa Paşa, 15 Kasım 1808’de yeniçeriler tarafından çıkarılan isyan sonucu öldürüldü. 
Alemdar’ın gücünden çekinen II. Mahmut, bu duruma adeta seyirci kaldı. Böylece Sened-i İttifak etkisini yitirdi.

TANZİMAT FERMANI 1839 
(GÜLHANE HATT-I HÜMÂYUNU)

Tanzimat, Sultan Abdülmecit Dönemi’nde 1839 Tanzimat
 Fermanı’nın ilanı ile başlayan 1876 Meşrutiyet’in ilanı ile sona eren döneme denir.
Tanzimat, Osmanlı Devleti’ne Batılı anlamında bir düşünce ve yönetim şekli getirmek için Avrupa’dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketidir.
Tanzimat Fermanı, devletin iç ve dış nedenlerle dağılma tehlikesi ile karşılaşması üzerine devleti bu durumdan kurtarmak için bir çare olarak düşünülmüştür. 
Tanzimat Fermanı’nın başlıca amaçları, 
Devlet içerisindeki halkın bir kısım haklarını genişletmek, Müslüman ve Hristiyan toplumları siyasi yönlerden birbirine yaklaştırmak  
Avrupalı devletlerin azınlıkları bahane ederek Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmasını engelleyerek iç barışı ve bütünlüğü sağlamaktı.

TANZİMAT FERMANI İLE KABUL EDİLEN MADDELER

Kanun önünde herkes eşit sayılacaktı.
Vergiler herkesin gelirine göre toplanacaktı.
Hiç kimseye yargılanmadan ve sorgulanmadan 
ceza verilmeyecekti.
Mahkemeler herkese açık olarak yapılacaktı.
Kişilere mülkiyet hakkı tanınacaktı.
Askerlik işleri düzene sokulacaktı.
Müsadere usulü kaldırılacaktı.

TANZİMAT FERMANI’NIN DEĞERLENDİRMESİ

Tanzimat Dönemi, merkeziyetçi bir yönetim ve bürokrasi dönemiydi.
3 Kasım 1839’da Mustafa Reşit Paşa Tanzimat Fermanı ile ülkenin problemlerini dile getirdi sonra memleketin iyi idaresi için de yeni kanunların yapılmasının gerekli olduğunu belirtti. 
Anayasal yönetim ve demokratikleşme yolunda önemli bir adım atılmış oldu. 
Tanzimat Fermanı ile Avrupalı devletlerin iç işlerine müdahale etmesinin önüne geçilmeye çalışılmışsa da Avrupalı devletlerin elçileri fermandaki bazı maddeleri kullanarak Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale ettiler.

ISLAHAT FERMANI (1856)

Islahat Fermanı, Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ne yardım eden İngiltere, Fransa ve Avusturya’nın isteklerini karşılamak üzere hazırlanmıştı.
Batı devletlerinin elçileri, Tanzimat Fermanı’nın vaat ettiği reformları gerçekleştirecek kanun ve nizamların yapılmamış, yapılanların da uygulanmamış olmasından şikâyetçi olmuşlardı.
Sadrazam, dışişleri bakanı ve şeyhülislam ile bu devletlerin elçilerinin katıldığı tartışmalar sonunda Tanzimat kurallarını tekrarlayan, açıklayan ve genişleten bir ferman hazırlandı.
Islahat Fermanı’nda Hristiyanlara yeni haklar tanındı. Hristiyanlar, Müslümanların düzeyine getirilerek halkın kaynaşması sağlanmaya çalışıldı.

ISLAHAT FERMANI İLE GETİRİLEN İLKELER

Bütün uyruklar için dinî ibadet ve törenlerin yapılması serbesttir.
Hristiyanları küçültücü, Müslümanlara oranla fark gözetici, hakaretamiz muamelede bulunulmayacak ve söz söylenilmeyecektir.
Bütün memurluklar ve okullar herkese açık olacaktır.
Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ticaret ve cinayet davalarına karma mahkemeler bakacak.
Müslüman olmayanlar da askere alınacaktır.
Müslüman olmayanlar da yerel meclislerde temsil edilecektir.
Bütün uyruklar için vergi eşitliği sağlanacaktır.
İltizam sistemi kaldırılarak vergiler doğrudan alınacaktır.

ISLAHAT FERMANI’NIN DEĞERLENDİRMESİ

Islahat Fermanı, konu olarak sadece Müslüman olmayan 
ulusların ayrıcalıklarını genişletmiş, Müslüman halk için yeni bir hak getirmemiştir. 
Bu nedenle Islahat Fermanı, Müslümanlar tarafından olumlu karşılanmadı. Hristiyanlar ise Islahat Fermanı’nı kendilerine askerlik yükümlülüğü getirdiği için olumlu karşılamadılar.
Gerçekte Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nın genişletilmiş bir şekliydi ancak Tanzimat, ülkenin içine düştüğü kötü durumdan kurtarılması için Osmanlı devlet adamları tarafından dış etki olmadan hazırlanmıştı. 
Islahat Fermanı ise yabancı devletlerin baskısı sonucunda düzenlenmiş ve ilan edilmişti.
Paris Antlaşması’ndaki, “Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışılmayacak” maddesine rağmen 1856-1876 yılları arasında Islahat Fermanı’na dayanan yabancı devletler, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine daha çok karışmaya başladılar.

I. MEŞRUTİYET’İN İLANI VE 
KANUN-İ ESASİ’NİN KABULÜ (1876)

Meşrutiyet’in ilanını isteyen ve kendilerine “Genç Osmanlılar” diyen bir grup aydın 1865 tarihinde İstanbul’da “Genç Osmanlılar Cemiyeti”ni kurdular. 
Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Paşa, Agâh Efendi bu çatı altında, padişahın mutlak otoritesine karşı ilk muhalefeti oluşturdular. 
Genç Osmanlıların temel amacı mutlak monarşi yerine anayasal bir monarşi kurmak yani padişahın yetkilerini halkın temsilcilerinden oluşan bir meclis ile sınırlandırmaktı.
Bu oluşum Devlet Şûrası (Şûra-yı Devlet) Başkanı Mithat Paşa’nın desteği ile gücünü arttırmıştır. Genç Osmanlılar II. Abdülhamit’i destekleyerek tahta geçmesinde önemli rol oynadılar.
II. Abdülhamit, devlet adamlarının, basının ve yabancı devletlerin istekleri doğrultusunda meşrutiyete geçmeye karar verdi. II. Abdülhamit 8 Ekim 1876’da Kanun-i Esasi’nin hazırlama işini Mithat Paşa’nın başkanlığında kurulan bir komisyona verdi.

Birinci Meşrutiyet’in ilanı, XVIII. yüzyılın ilk yarısında 
başlayıp sürekli devam etmiş olan batılılaşma hareketinin bir sonucudur.
Balkanlar’da yaşanan olumsuzluklara çare bulmak amacıyla İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Almanya, İtalya ve Osmanlı devletlerinin temsilcileri İstanbul (Tersane) Konferansı’nda bir araya geldiler. 
İç ve dış siyaset buhranını dağıtmak isteyen Osmanlı Devleti, İstanbul Konferansı’nın ilk oturumunun yapıldığı sırada Kanun-i Esasi’yi Bâbıâli’de toplanan devlet adamları ve halk önünde törenle ilan etti (23 Aralık 1876). 
Böylece Türk toplumunun ilk yazılı anayasası kabul edildi.
II. Abdülhamit ayrılıkçı mebusların faaliyetlerini ve 93 Harbi’ni gerekçe göstererek Kanun’un kendisine verdiği yetkiyle Meclisi feshetti (13 Şubat 1878).

KANUN-İ ESASİ

İlan edilen Kanun-i Esasi’ye göre yürütme 
gücünün başında padişah bulunuyordu. 
Yargı yetkisi bağımsızdı. 
Yasama yetkisi ise Mebusan Meclisi ve Âyan Meclisi’nden kurulu bir Genel Meclis tarafından yürütülecek, yasama faaliyetleri padişahın onayına bağlı olacaktı. Âyan Meclisi üyelerini padişah, Mebusan Meclisi üyelerini halk seçecekti. 
Meclisi fesh etme yetkisi ise padişaha aitti. Diğer yandan padişah, hükûmete olan güveni zedelediği gerekçesiyle istediği kişiyi memleket dışına sürmek yetkisine sahipti. 
Devlet yönetimiyle ilgili yetkilerin tümü gerçekte yine hükümdarda toplanmış bulunmaktaydı.

II. MEŞRUTİYET ÖNCESİ GELİŞMELER

II. Meşrutiyet öncesi 1878 Berlin Antlaşması’yla Sırbistan, 
Karadağ ve Romanya’nın Osmanlı Devleti’nden ayrılmasıdır. Bunun yanında Kars-Ardahan-Batum’un Rusya’ya verilmişti.
Kıbrıs’ın ayrı bir antlaşmayla İngiltere’ye verilmesi Osmanlı topraklarının hızla küçülmesine sebep olmuştur. 
Fransızların 1881’de Tunus’u, İngilizlerin 1882’de Mısır’ı işgal etmesi Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki hâkimiyetine büyük darbe vurmuştur. 
Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin kendilerine olan borçlarını almak için 1881’de Düyûn-u Umumîye’yi (Genel Borçlar İdaresi) kurmaları devleti ekonomik olarak kötü etkilemiştir.
II. Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması Osmanlı aydınlarının tepki gösterip muhalefet etmelerine neden oldu. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmak için otoriter bir rejim uygulayan II. Abdülhamit’e karşı olan muhalefet gün geçtikçe büyüdü.

II. MEŞRUTİYET’İN İLANI (24 TEMMUZ 1908)

İngiliz Kralı III. Edward (Edvırt) ile Rus Çarı II. Nikola’nın Reval Görüşmeleri gerçekleşti (9-10 Haziran 1908). Reval Görüşmeleri’nde Rusya ile İngiltere’nin Osmanlı topraklarını paylaştıkları haberi kısa sürede duyuldu. 
İttihat ve Terakki’ye göre devleti kurtaracak tek yol II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve meşrutiyet rejimine geçilmesiydi. 
Osmanlı Devleti’nin sonunun geldiği iddiaları artınca Kolağası Niyazi ve Enver Beyler Selanik ve Manastır’da ayaklanma çıkardılar. 
Makedonya’daki olaylar gittikçe büyüyerek halkın ve III. Ordu’nun katıldığı genel bir isyan hâlini aldı. Bunun üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti Selanik’te harekete geçti. 23 Temmuz 1908’de padişaha bir telgraf çekerek Kanun-i Esasi’nin derhâl yürürlüğe konulmasını ve meclisin açılmasını, bu yapılmadığı takdirde daha kötü olayların meydana gelebileceği bildirildi.
II. Abdülhamit olayların büyümemesi ve devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi amacıyla meşrutiyeti yeniden ilan etti (24 Temmuz 1908).

Meşrutiyet’in duyurulması üzerine mebus seçimi ile ilgili hazırlıklar başladı. 
25 yaşını doldurmuş ve devlete vergi veren erkekler seçimlerde oy kullanma hakkına sahipti. 50 bin erkek nüfus adına bir mebus seçilecekti. 
Mebus adayı olmak için de 30 yaşını doldurmuş olmak ve Türkçe okuma yazma bilmek zorunluluğu getirilmişti. 
Birçok siyasi parti  olmasına rağmen seçimler İttihat ve Terakki’nin denetimi altında yapıldı.
Yapılan seçimler sonucunda 240 mebus halkı temsil edecekti.
Meclis-i Mebusan’ın, 17 Aralık 1908’de açılmasıyla siyasi hayatta yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönem artık çok partili ve parlamentolu olacaktı.

II. MEŞRUTİYET İLE OSMANLI DEVLETİ’NDE 
KURULAN SİYASİ PARTİLER

1. İttihat ve Terakki Fırkası
2. Hürriyet ve İtilaf Fırkası
3. Osmanlı Ahrar Fırkası
4. Fedakârân-ı Millet Cemiyeti
5. Osmanlı Demokrat Fırkası
6. İttihad-ı Muhammediye Fırkası
7. Mutedil Hürriyetperveran Fırkası
8. Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye Fırkası
9. Ahali Fırkası
10. Osmanlı Sosyalist Fırkası
11. Millî Meşrutiyet Fırkası

KANUN-İ ESASİ’DE YAPILAN BAZI DEĞİŞİKLİKLER

Hükûmet meclise karşı sorumlu oldu.
Padişahın sürgün yetkisi kaldırıldı.
Padişahın mutlak veto yetkisi kaldırıldı.
Yasa teklifi için gerekli olan padişah izni kaldırıldı.
Padişahın meclisi açma-kapama yetkisi zorlaştırıldı.
Sansür yasağı kaldırıldı.
Siyasi parti kurma hakkı getirilerek çok partili hayata geçiş sağlandı.
Padişahın kanunları onaylama süresi sınırlandırıldı.

TANZİMAT’IN İLAN EDİLMESİNDEN SONRA ÇIKARILAN BELLİ BAŞLI KANUNLAR

1840 Tarihli Ceza Kanunu: Kişi haklarına değer veren 
yeni bir ceza kanunu yapıldı. Fransız hukukundan etkilenilmiştir.
1851 Tarihli Ceza Kanunu (Kanun-ı Cedit): Zabıtaya karşı gelmek, sarhoşluk, kumarbazlık, kız kaçırma, sahtekârlık, gibi suçlar da bu kanuna ilave edildi.
Arazi Kanunnamesi: Mirî arazinin mülk hâline geçişi bu kanunla kolaylaştı.
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye: Tanzimat Dönemi’nde hazırlanan en önemli kanun Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’dir. Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığında kurulan Mecelle Cemiyeti millî bir medeni kanun hazırladı. Mecelle bir bakıma modern hukukla şerî hukukun sentezlenmesiydi.
Hukuk-ı Aile Kararnamesi: İslam hukukunun aileye dair kısmının kanunlaştırılması mahiyetindedir (1917).
Usul-i Muhakeme-i Şeriye Nizamnamesi: Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde asli ve tek mahkeme olan şeriye mahkemelerinin yargılama usulü, Mecelle’de yer alan hükümlerle yeniden düzenlenmekteydi. Dağınık ve karmaşık bir yekûn oluşturan bu düzenlemeler, 1917 yılında bir araya getirilip Usul-i Muhakeme-i Şeriye Nizamnamesi olarak çıkartıldı.
Kanunname-i Ticaret: 1849 yılında Fransız Ticaret Kanunu’nu, Kanunname-i Ticaret adıyla tercüme ettirerek 1850 yılında yürürlüğe koydu.
Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi: 1863 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi’nin yürürlüğe girmesiyle Kanunname-i Ticaret’in deniz ticareti ile ilgili eksikliği tamamlandı.
Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi: Dava açılması, dilekçe verilmesi, tarafların mahkemeye celbi, davanın görülmesi, karar, gıyabî yargılama, karara itiraz, üçüncü şahısların hükme itirazı ile ilgili hükümler Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi’nde yer almaktaydı.

DAĞILMAYI ÖNLEME ÇABALARI

OSMANLICILIK

Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayan Müslim, gayrimüslim halka yeni haklar vererek aralarında eşitlik sağlamak amacıyla Osmanlıcılık fikri benimsenmişti. 
Amaç din, dil, ırk ayrımı yapmadan büyük bir Osmanlı milleti oluşturmaktı.
II. Mahmut Dönemi’nde Osmanlı Devleti, Osmanlıcılık düşüncesi ile ilgili ilk ciddi adımı attı. Bu dönemde Batı tarzı birçok ıslahat yapıldı.
Osmanlıcılık fikrinin en önemli savunucuları Ali Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa ve Genç Osmanlılardı.

Tanzimat’ın ilanından sonra sosyal alanda uygulanmaya başlanan bu fikir, Genç Osmanlıların II. Abdülhamit’e meşrutiyeti kabul ettirmesiyle siyasi alanda da yerini aldı.
Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsız olması Osmanlıcılık fikrine büyük bir darbe vurdu. 
Balkanlar’da, Doğu Anadolu’da yaşanan olaylar, gayrimüslimlerin Müslümanlara saldırıları ve devlete karşı isyanları Osmanlıcılık fikrinin başarıya ulaşamadığını gösterdi.

İSLAMCILIK

Tanzimat Fermanı’yla resmen başlayan Batılılaşma hareketine 
ve Batıcı yazarların İslamiyet aleyhine yazmış oldukları yazılara 
bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Osmanlıcılık fikri önemini kaybedince İslamcılık fikri önem kazanmaya başladı. 
Osmanlı Devleti’nin sınırlarında ve dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan bütün Müslümanları Osmanlı çatısı altında toplama düşüncesi etkinlik kazandı.
İslamcılık fikri sultan Abdülaziz’in son dönemlerinde Panislamizm olarak diplomatik görüşmelerde kullanılmaya başlandı. Bazı Asya hükümdarları ile diplomatik ilişkiler kurulmaya çalışıldı.
İslamcılık, II. Abdülhamit Dönemi’nde devlet politikası hâline geldi.

II. Abdülhamit, İslam birliği siyasetini gerçekleştirmek için sahip olduğu “halife” sıfatını etkin bir şekilde kullanmıştı. 
İslamcılık siyaseti sayesinde Hindistan gibi ülkelerdeki Müslüman halkın Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ne maddi ve manevi yardımları olmuştu.
İslamcılık fikrini savunanların büyük bir kısmı dinî, ahlaki ve sosyal değerlerin korunması şartıyla Batı’nın örnek alınabileceğini savunmuştur. İslam dünyasının hurafelerden kurtarılması gerektiği üzerinde durmuşlardır.
İslamcılık düşüncesi Arap-Acem, Sünni-Şii ayrılıklarının baş göstermesine rağmen XX. Yüzyılda etkinliğini sürdürmüştür.

TÜRKÇÜLÜK (MİLLİYETÇİLİK)

Ziya Gökalp’e  göre millet “Dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan 
bir topluluktur.” 
Milliyetçilik ise “İnsanların soy, kültür ve coğrafi özelliklerinden hareket ederek bir birlik oluşturan kavramın adıdır.”
Türkçülük fikri, Avrupalı devletlerin Tanzimat’a, Islahat’a ve Meşrutiyet’e rağmen Osmanlı Devleti’ni parçalamaya yönelik faaliyetlerini durdurmaması üzerine oluşmuş bir fikir akımıdır.
Türkçülük fikri, Müslüman olup Türk olmayan toplulukları daha da ayrıştırmıştı.
Türkçülük fikrini savunan aydınlar: Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Tekin Alp, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü, Hamdullah Suphi, Kazım Duru ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu’dur.





























Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2019- 2020 TARİH DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANLAR

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT