1960 SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ETKİLEYEN GELİŞMELER, 7.ÜNİTE TOPLUMSAL DEVRİM ÇAĞINDA DÜNYA VE TÜRKİYE 2. KONU

Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders notları, Tarih ders notları, tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf

İÇİNDEKİLER

1960 SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ETKİLEYEN GELİŞMELER
Kıbrıs Sorunu ve Kıbrıs Barış Harekâtı
Kıbrıs Sorunu’nun Ortaya Çıkması 
Kıbrıs Barış Harekâtı “Ayşe Tatile Çıktı”
Türk-Yunan İlişkileri 
Ege Adaları Sorunu
Kıta Sahanlığı Sorunu 
Batı Trakya Türk Azınlığı Sorunu
Ermenilerin Faaliyetleri ve ASALA Terör Örgütü 

1960 SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ETKİLEYEN GELİŞMELER
Kıbrıs Sorunu’nun Ortaya Çıkması
II. Selim Dönemi’nde (1571) Kıbrıs Türk egemenliğine girdi.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı egemenliğindeki Kıbrıs Adası İngiltere tarafından işgal edildi.
1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile İngiltere’nin rakip taraflarda yer alması üzerine İngiltere, Kıbrıs Ada’sını imparatorluğuna kattığını ilan etti.
1923 Lozan Barış Antlaşması ile Kıbrıs Adası’nda resmen İngiliz egemenliğini dönemi başladı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sürecini başlatan Kıbrıs sorunu, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan’ın ada ile daha fazla ilgilenmesiyle ortaya çıktı.
Yunanistan 1951’de adanın kendi yönetimine bırakılması için İngiltere’ye başvurdu fakat olumsuz cevap aldı.
Yunanistan, 1954’te Birleşmiş Milletlere başvurarak Kıbrıs’ın kendi kaderini belirlemesi için adada halk oylaması yapılmasını talep etti.
Yunanistan’ın amacı, halk oylamasıyla adanın çoğunluğunu oluşturan Rumlar sayesinde Kıbrıs’ın kendisine bağlanmasını sağlamaktı.
Yunanistan’ın bu girişimi de BM tarafından kabul görmedi. Fakat bu girişim, Türkiye’nin de Kıbrıs Sorunu ile ilgilenme sürecini başlattı.

1954‟ten itibaren Kıbrıs, Türkiye’nin dış politikasının en önemli meselesi hâline geldi.
Kıbrıslı Rumlar, EOKA adlı bir terör örgütünü kurdular.
EOKA’nın amacı İngilizlere ve Türklere karşı şiddet kullanarak adayı İngilizlerden ve Türklerden temizleyerek Rumlaştırmak ve daha sonra Kıbrıs’ı Yunanistan’a katmaktı.
Adadaki Rumlar bu düşünceye “enosis” adını veriyorlardı.
Kıbrıs adasındaki olayların bunalıma dönüşmesi üzerine İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı görüşmeye davet ederek sorunu çözmek istedi.
1955'te toplanan Londra Konferansı’nda bir sonuç alınamadı.
Üç devletin de Kıbrıs adası ile ilgili çözüm önerisi farklıydı.
Diplomasi masasında sorun çözülemezken adada olaylar tırmandı.
EOKA terör örgütünün saldırıları Türk köylerinde yapılan katliamlara dönüştü.

1956’dan itibaren Türkiye, adanın Türk ve Rum toplumları arasında bölüşülmesini önerdi.
Türkiye’nin bu önerisine İngiltere ve Yunanistan sıcak bakmadı.
Kıbrıslı Türkler, EOKA terörüne karşı 1957’de TMT’yi (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurarak kendilerini savunmaya başladı.
1958’de İngiltere tarafından Mac Millan (Mak Milen) Planı ortaya atıldı.
Bu plana göre adada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan iş birliğine dayalı üçlü bir yönetim kurulacaktı.
Gerilimin NATO’ya zarar verdiğini düşünen ABD, duruma müdahale etti.
 1959’da Türkiye ve Yunanistan arasında Zürih’te başlayan görüşmelerde Kıbrıs adasının bağımsız bir devlet olması fikri kabul edildi.
11 Şubat 1959 Zürih Antlaşması’yla Kıbrıs’ın bağımsızlığı resmîleşti.
1960’ta İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın imzaladığı Londra Antlaşması’yla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci resmen başladı.
Kıbrıs’ta yaşayan Türk ve Rum toplumlarının yanı sıra, garantör devletler olan Türkiye ve Yunanistan da aynı hukuki haklara kavuşmuş oluyordu.
1960-1963 yılları arasında Rumlar, antlaşmalarla Türklere tanınan hakların verilmesini geciktirdiler.
Rumlar, enosis fikrini hayata geçirmek için Akritas Planı adı verilen bir proje hazırladılar.
Rumların planına göre anayasada yapılmak istenilen değişiklikler Türkiye ve adadaki Türk toplumu tarafından reddedildi.
Rumlar ve Türkler arasında gerginlik arttı.
Rumlar Akritas Planı gereğince genel saldırıya geçtiler ve pek çok Türk’ü vahşice katlettiler. Yaşanan bu cinayetlere ve katliama Kanlı Noel adı verildi.
Kanlı Noel olaylarının yaşanması ve adadaki Türklerin katledilmesine Türkiye sert tepki gösterdi.
Türk savaş uçakları Rumları ihtar etmek için Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı.
Hava harekâtı sırasında ada üzerinde uçuş görevinin komutanı Yüzbaşı Cengiz Topel’in uçağı, Rumlar tarafından düşürüldü.
Yüzbaşı Cengiz Topel daha sonra Rumların işkencesi sonucu şehit oldu.
Kıbrıs’taki Türk alayı garnizondan çıkarak Türkleri korumak için Lefkoşa’nın Türk mahallelerine yerleşti.
Olayları sakinleştirmek amacıyla Lefkoşa’nın Rum ve Türk tarafını birbirinden ayırmak için İngiltere tarafından Yeşil Hat adı verilen bir sınır çizildi.
Türkiye, garantör olarak müdahale edeceğini duyurdu.
Türkiye’nin bu tutumu Yunanistan ile olan ilişkileri gerginleştirdi.
ABD Başkanı Johnson (Cansın), Başbakan İsmet İnönü’ye bir mektup yazarak Türkiye’nin müdahale fikrinden vazgeçmesini ve bu durumun endişe verici olduğunu söyledi.
Türkiye’nin kararlı tavrı ile 1964’te Rum saldırıları azaldı.
1967’den itibaren Ada’da tekrar tansiyon yükseldi.
Yunanistan, Kıbrıs’a çok sayıda asker gönderdi.
Yunanistan’ın desteği ile silahlandırılan Rum Millî Muhafız Teşkilatı, Türklere karşı sistematik olarak etnik bir temizliğe başladı.
Türk savaş uçakları tekrar Ada üzerinde uçuşlara başladı.
Uluslararası toplumun da tepki göstermesiyle Rumların saldırıları tekrar durduruldu.
Türk toplumu, 1967’de Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi’ni kurdu.
1971’de geçici ifadesi kaldırılarak oluşum Kıbrıs Türk Yönetimi’ne dönüştü.

Kıbrıs Barış Harekâtı “Ayşe Tatile Çıktı”
15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Yunanistan’a bağlı subaylar askerî bir darbe yaparak Cumhurbaşkanı Makarios’u devirdiler.
Yerine EOKA’ya bağlı Nikos Samson’u geçirdiler ve Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni ilan ettiler.
Kıbrıs Anayasası’na aykırı olarak yapılan ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamak demek olan harekete Türkiye sert tepki gösterdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta barışı ve anayasal düzeni yeniden sağlamak için Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi.
Birleşmiş Milletler taraflara ateşkes çağrısında bulundu. 
25 Temmuz 1974’te taraflar Cenevre Konferansı’nda toplandı.
Konferansın sonuçsuz kalması üzerine Türkiye 14 Ağustos 1974’te İkinci Barış Harekâtı’na başladı.
İkinci Barış Harekâtı ile Lefke-Lefkoşa-Magusa hattı çizildi ve adanın üçte biri Türk kontrolüne geçince harekât sona erdi.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda Ada’daki Türk toplumu 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurdu.
Başkanlığa seçilen Rauf Denktaş’ın temsil ettiği Türk tarafı, Rum tarafı ile yaptığı görüşmelerden bir sonuç elde edemedi. 
Rumlar, Kıbrıs Sorunu’nu 1983’te Birleşmiş Milletlere taşıdılar.
BM Genel Kurulu 13 Mayıs 1983’te; Küba, Yugoslavya, Cezayir, Mali, Hindistan, Guyana ve Sri Lanka’nın oylarıyla Rum tasarısını kabul etti ve Türk tarafının siyasal oluşumunu tanımadı.
Tasarı; Türkiye, Pakistan, Malezya, Somali ve Bangladeş tarafından reddedildi. ABD ve İngiltere oylamada çekimser kaldı.
BM Genel Kurulunun bu yanlı kararından sonra Kıbrıs Türk toplumu Türkiye’nin desteğiyle 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurarak bağımsızlığını ilan etti
Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık kararı Kıbrıs sorununda yeni bir dönemin başlamasına yol açtı.

Ege Adaları Sorunu
Yunanistan 1829’da Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsız olduğunda bu adalardan bir kısmını ele geçirmişti.
Balkan Savaşları’ndan sonra imzalanan 1913 tarihli Londra Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’ni elindeki Gökçeada, Bozcaada; İtalya’nın elindeki On İki Ada dışında Ege Adalarının geleceği büyük devletlerin kararına bırakıldı.
Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra Türkiye ve İtilaf Devletleri arasında yapılan Lozan Barış Antlaşması’nda, Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye bırakıldı.
On İki Ada ise İtalya’da kaldı.
Lozan Barış Antlaşması’na göre Anadolu Yarımadası’na yakın adaların silahtan arındırılmış olması gerekiyordu.
II. Dünya Savaşı sırasında 1947 Paris Antlaşması’yla İtalya, askerî üsler kurmamak ve silah yığınağı yapmamak kaydıyla On İki Ada’yı Yunanistan’a bıraktı.
Böylece Yunanistan, yerleştiği Ege Adaları aracılığıyla Batı Anadolu kıyılarına kadar sokuldu.
On İki Ada’yı elde eden Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs Bunalımı’ndan sonra, Lozan ve Paris Antlaşmaları’na aykırı olarak Ege Denizi’ndeki adaları silahlandırmaya başladı.
Ege Denizi’ni bir Yunan denizi hâline getirmek istemesi, Türkiye tarafından sert tepkiyle karşılandı.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki Kıbrıs Meselesi’ne Ege Adaları Meselesi de eklendi.

Kıta Sahanlığı Sorunu
1973’te Türkiye’nin Ege Denizi açıklarında petrol aramak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Şirketine arama ruhsatı vermesiyle başladı.
Yunanistan, söz konusu bölgenin Yunan karasularına ait olduğunu ve Türkiye’nin bu konuda ruhsat vermeye yetkisi olmadığını iddia etti.
Türkiye ise coğrafi olarak Anadolu’nun doğal uzantısının Ege Denizi’nin altından ruhsat verilen bölgelere kadar uzandığını, buraların kendi kıta sahanlığı içerisinde yer aldığını savundu.
Türkiye ve Yunanistan’ın konuya yaklaşımları farklı olduğundan sorun çözülemedi.
Türkiye, meselenin çözümünde müzakereleri öne çıkarırken Yunanistan konuyu uluslararası platformlara taşıyarak çözmek istedi.
1976’da Sismik-I adlı Türk araştırma gemisinin Ege Denizi’ne savaş gemileri korumasında açılması, Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirdi ancak iki taraf da temkinli davrandı.
Yunanistan’ın sorunu BM Güvenlik Konseyi’ne ve ardından Uluslararası Adalet Divanı’na taşıması sonuçsuz kaldı.
İki taraf arasında yapılan müzakerelerden de bir sonuç çıkmadı.

Batı Trakya Türk Azınlık Sorunu
Batı Trakya, Trakya Bölgesi’nin günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde kalan batı kısmıdır.
Bölge I. Balkan Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti’nin Midye-Enez hattının batısından çekilmesiyle Türk egemenliğinden çıkarak Bulgaristan hâkimiyetine girdi.
II. Balkan Savaşı sırasında Türk birlikleri Edirne’yi geri almalarına rağmen Meriç Nehri’nin batısına ilerleyemediğinden Batı Trakya düşman işgalinden kurtarılamadı.
Batı Trakya Kuşçubaşı Eşref komutasındaki birlikler tarafından işgalcilerden temizledi. Gümülcine’yi alarak 31 Ağustos 1913’te “Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ni kurdu.
Türk tarihinin en kısa ömürlü devleti olan bu devlet aynı zamanda Türk tarihinde kurulan ilk cumhuriyet oldu.
İstanbul Antlaşmasıyla Batı Trakya resmen Bulgaristan’a bırakıldı.
Osmanlı Devleti’nin desteğini yitiren Batı Trakya Türk Cumhuriyeti de varlığını sürdüremedi.
I. Dünya Savaşı’nda Batı Trakya, Fransızlar tarafından işgal edildi.
Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası başlayan işgaller sonrası 1919’da kurulan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniye Cemiyeti “Trakya Cumhuriyeti’ni kurmayı amaçladı.
1920 yılında bölgenin Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle Batı Trakya Türklerinin de kendi kaderlerini belirlemesi planı gerçekleşemedi.
Batı Trakya, Lozan Barış Konferansı’nda Yunanistan’a bırakılmak zorunda kalındı.
Lozan Barış Antlaşması’nda hem Türkiye hem de Yunanistan azınlıklar için birtakım kültürel haklar tanımışlardır.
Batı Trakya Türklerine de Yunanistan’ın azınlık toplumlarından biri olarak bu haklar verilmiştir.
Yunanistan verdiği taahhütlere rağmen Batı Trakya Türklerini sistemli bir şekilde asimilasyona tabi tutma ve yıldırarak göç ettirme politikası izlemektedir.
Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığının durumu uluslararası alanda imzalanan antlaşmaların verdiği hukuki haklar doğrultusunda Türkiye’nin önemli bir dış politika sorunu haline dönüşmüştür.

Ermenilerin Faaliyetleri ve ASALA Terör Örgütü
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’nda Ermeni sorunu Batılı devletlerinde desteği ile gündeme geldi.
Osmanlı topraklarında faaliyete başlayan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden terör örgütleri, 19. yüzyıldan başlayarak Osmanlı topraklarında şiddetin artmasına neden oldu.
I. Dünya Savaşı sırasında Ermeni çetelerinin Rus ordusu saflarında savaşmaları ve cephe gerisinde Türk köylerine saldırmaları üzerine Osmanlı Devleti, Tehcir Kanunu ile 1915’te Ermenileri, Suriye bölgesine zorunlu göçe tabi tuttu.
Millî Mücadele sırasında Ermeni çetelerin Doğu Anadolu’daki saldırgan faaliyetlerini Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordu karşı koydu.
1920’de Doğu Cephesi komutanı olarak atanan Kazım Karabekir Paşa, Kars ve Ardahan’ı Ermenilerden geri aldı.
1920’de TBMM Hükûmeti ve Ermenistan arasında imzalanan Gümrü Antlaşması’yla Ermenilerin yıkıcı faaliyetleri son buldu.
Gümrü Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 1965’e kadar Türk-Ermeni ilişkileri sakin bir dönem geçirdi.
Ermeni lobisinin kışkırtması ve Batılı devletlerin desteğiyle Türklere karşı Ermeni şiddeti yeniden canlandı.
Bu dönemde isminden en çok söz ettiren ve Ermeni terörü ile eş anlamda kullanılan “Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” isimli terör örgütü “ASALA” etkili oldu.

ASALA Terör Örgütü
ASALA terör örgütü yurt dışındaki Türk temsilcilik ve kuruluşlarına, Türk diplomat ve büyükelçilik görevlilerine yönelik silahlı saldırılar düzenlemeye başladı.
ASALA’nın başlattığı terör, kısa zamanda hızla arttı ve yoğunluk kazandı.
Avrupa, çeşitli doğu ülkeleri, Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler; Kıbrıs Rum Yönetimi’nden ve Yunanistan’dan lojistik ve siyasi destek aldı.
ASALA terörü, 1973’te Mıgırdiç Yanıkyan adlı bir Ermeni’nin Türkiye’nin Los Angeles Büyük Elçisi Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’i şehit etmesiyle eylemlerine başladı.
 1973-1984 yılları arasında Türk diplomat ve temsilciler şehit edildi.
ASALA, 15 Temmuz 1983’te Paris’in Orly Havaalanı’ndaki Eylemi ile Avrupa’daki desteğini kaybetti .
1994’ten sonra örgüt etkisini tamamen yitirdi.

Ermenilerin Faaliyetleri
Ermeni meselesi konusunda Türkiye’yi soykırım yapan bir ülke olarak tanıması için Ermeni diasporası ABD’li yöneticileri ikna etmeye çalışmışlardır.
Soğuk Savaş yıllarından itibaren Türkiye ile stratejik ortak olan ABD ise hem Türkiye’nin müttefikliğini hem de Ermeni lobisinin desteğini kaybetmekten kaçınmaktadır.
Her yıl 24 Nisan yıl dönümlerinde “soykırım” kelimesi yerine “katliam, trajedi” gibi kelimeler kullanarak Türk ve Ermeni taraflarını dengeleme yoluna gitmiştir.
Avrupa’da ise Ermeni diasporasının etkisi ABD’de olduğu kadar güçlü değildir.
Bu konuda Türkiye’ye karşı daha olumsuz bir tavır takınan ülke Fransa’dır.
1972-1984 yılları arasında ASALA’nın işlediği cinayetleri Fransa’da gerçekleştirmesine rağmen, Fransa’nın gerekli tepkiyi göstermemiş olması Türkiye-Fransa ilişkilerini germiştir.

Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bir diğer ülke de Rusya’dır.
Rusya, Türkiye-Rusya ilişkilerinde Ermenistan lehinde tutum sergilemektedir.
Rus Duması (Meclisi) iki kez, 1995 ve 2005 yıllarında, Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden kararlar almıştır.
Ermeni diasporasının yürüttüğü lobi faaliyetleri sonucu Ermeni meselesi Türkiye’ye karşı siyasal bir koz olarak kullanılır hâle gelmiştir.
Türkiye, sorunun çözümünün siyasi olmadığını, tarihî bir mesele olduğunu savunmaktadır.

Not: Ünitenin devamına www.tarihkursu.com /ders notları bölümünden ulaşabilirsiniz.

Daha fazlası için bizi takip edin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2019- 2020 TARİH DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANLAR