1960 SONRASI TÜRKİYE’DE YAŞANAN SİYASİ, EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞMELER, 7.ÜNİTE TOPLUMSAL DEVRİM ÇAĞINDA DÜNYA VE TÜRKİYE 3. KONU

Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders notları, Tarih ders notları, tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf

İÇİNDEKİLER

1960 SONRASI TÜRKİYE’DE YAŞANAN SİYASİ, EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞMELER
Askerî Darbeler
1961 ve 1982 Anayasaları 
Göçler ve Sosyal Hayat 
Ekonomide Yaşanan Gelişmeler 

İletişim ve Ulaşımda Yaşanan Gelişmeler 

Askerî Darbeler  (1960 Darbesi)
Millî egemenliğe dayanan Türkiye Cumhuriyeti, yakın tarihte pek çok kez millî egemenliğe aykırı biçimde müdahaleler yaşadı.
Türkiye’de iktidarın seçimle değil, kuvvet yoluyla el değiştirmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kurulan bir cunta antidemokratik ve hukuka aykırı bir uygulamayla 27 Mayıs 1960’ta yönetime el koydu.
Demokrat Parti kapatıldı.
Demokrat Parti yöneticileri Yassıada’da kurulan bir mahkemeyle yargılandı.
Mahkeme sonucunda Başbakan Adnan Menderes, bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildiler.

1960 darbesini 1971 Askerî Muhtırası takip etti.

12 Mart Muhtırası  1971
12 Mart 1971’de Genel Kurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının imzaladıkları bir muhtıra ile ortaya çıkan darbe, Türk siyasi tarihinde 12 Mart Muhtırası olarak adlandırıldı.
27 Mayıs Askerî Darbesi’nden farklı olarak bu sefer yönetime el konulmadı ve parlamento kapatılmadı.
Fakat askerî komuta heyeti, antidemokratik bir yöntemle, hükûmeti ve Meclis’i muhtıradaki şartları yerine getirilmediği takdirde TBMM’yi kapatacaklarını söyleyerek tehdit etti.
Muhtıradaki ilk istek, görevdeki hükûmetin istifa etmesiydi.
Seçimle göreve gelmiş olan Adalet Partisi Hükûmeti ve Başbakan Süleyman Demirel bu isteğe boyun eğmek zorunda kalarak istifa etti.
Böylece adı ‘’ara rejim’’ olarak konulan 12 Mart Dönemi başladı.

12 Eylül 1980 Darbesi
1970’lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye’de siyasi gerilim sokaklara taştı.
Görev başına gelen hükûmetler genelde kısa süreli koalisyon hükûmetleri olduğundan ülkede yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlara köklü çözümler getiremediler.
Artan politik gerilim ve ekonomik darboğaz bir kargaşa ortamı yarattı.
Bu durumu gerekçe gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi demokrasi dışı bir yöntemle 12 Eylül 1980’de mevcut hükûmete askerî darbe yaptı.
12 Eylül askerî yönetimi tarafından hükûmet görevden alındı, TBMM lağvedildi, partiler kapatıldı ve anayasa tamamen rafa kaldırıldı.
Siyasi parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı ve siyasetle ilgilenmeleri yasaklandı.
Yaşananlar Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde yeni bir engel oluşturdu.

1961 ve 1982 Anayasaları
Türk tarihinde anayasa deneyimi 1876 Kanun-ı Esasi ile başlamıştır.
1921 Anayasası, Millî Mücadele Dönemi’nin ihtiyaçlarını yansıtan daha genel bir metindi.
1924 Anayasası ise yeni kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinin yapılandırılmasını hedefliyordu.
27 Mayıs 1960’da iktidardaki Demokrat Partinin askerî bir darbe ile devrilmesi, millî iradenin demokratik olmayan bir biçimde engellenmesiydi.
Bu bakımdan Türk demokrasisi açısından olumsuz bir gelişmeydi. Bu süreçten sonra Türk demokrasi tarihinde yer alan 1961 ve 1982 Anayasaları aynı olumsuz şartların oluşturduğu anayasa metinleriydi.

1961 ve 1982 Anayasalarının benzer yönleri 
Her iki anayasa da askerî darbe ile oluşturulmuştur.
Her iki anayasa da yürürlüğe girmeden önce halkoyuna sunulmuştur.
Her iki anayasa da bir askerî, bir sivil kanadın oluşturduğu kurallar aracılığıyla yapılmıştır.

1961 ile 1982 Anayasaları arasındaki farklar
1961 Anayasası ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, yargısal denetime tabii kılınarak önemli bir gelişme sağlanmıştır. Oysa 1982 Anayasası ile devlet otoritesinin ağırlığı artmıştır. Kamu yararının, kişilerin yararından önce geldiği düşüncesi ve toplumsal kaygılar sebebiyle hak ve hürriyetlerde sınırlamalara gidilmiştir.
1961 Anayasası’na göre devletin temel görevi, sosyal devlet görevini yerine getirmekti. 1982 Anayasası ise güçlü devlet, otoriter idare kavramlarını ön plana çıkarmıştır.
1961 Anayasası’na göre 1982 Anayasası, yürütmede cumhurbaşkanının ve başbakanın yetkilerini daha çok güçlendirmiştir.
1961 Anayasası’nda yasama yetkisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak iki meclis arasında bölüşülmüştür. Parlamenter sistem uygulanmış ama iki meclis sistemi getirilmiştir. 1982 Anayasası’nda ise Cumhuriyet Senatosu kaldırılmıştır.

1961 Anayasası’nda çoğulcu bir yapı oluşturulmuş, siyasi partiler güvenceli bir hukuki statüye kavuşturulmuştur. Genel idare içinde özerk yönetimle, kendi kendilerini yönetme yetkisine sahip kuruluşların yapılanmasına izin verilmiştir. 1982 Anayasası’ndaysa siyasi partiler, dernekler, kamu kuruluşlarına getirilen yasaklarla daha az katılımcı demokrasi anlayışı benimsenmiştir. Özerk yönetimle, kendi kendilerini yönetme yetkisine sahip kuruluşların yapılanmasına izin verilmemiştir.
1961 Anayasası’nda Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliğini tanımlanırken kullanılan “insan haklarına dayalı” ifadesinin yerine 1982 Anayasası’nda “insan haklarına saygılı” ifadesi kullanılmıştır.
1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre daha ayrıntılı maddeler içermektedir ve hükümler detaylandırılmıştır.

İç göçlerin yaşanmasına etki eden başlıca unsurlar 
1. Hızlı nüfus artışı,
2. Köylerde toprakların kalabalıklaşan nüfusa yetmemesi,
3. Modern tarım yöntemlerinin gelişmesiyle köylerde iş gücüne duyulan ihtiyacın azalması,
4. Köylerde yaşayanların kentlerdeki gelişmiş eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerinden yararlanmak istemesi,
5. Gelişen ulaşım ağının, köy nüfusunun kentlere hareketini kolaylaştırması.
Türkiye’de 1960 sonrasında köyden kente doğru yaşanan bu göçler, hem kent hayatını hem de köy hayatını derinden etkiledi.
Türkiye’de 1960 sonrasında sosyal hayattaki değişiminin en başta gelen unsuru yaşanan iç göçlerdi.

İç göçlerin sonuçları
Göç veren yerlerde tarımsal üretim azaldı, hayvancılık geri kaldı.
Göç alan kentlerde normalin üstündeki nüfus artışı çevre kirliliği, gecekondulaşma ve çarpık kentleşme, eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinin yetersiz kalması ve suç oranının artması sorunlarını getirdi.
Köy ve kent nüfusları arasındaki dengesizlik, siyasi ve kültürel hayata da yansıdı.
1960’lı yıllarda Türkiye’de aşırı uç politik eğilimler ortaya çıktı.
68 kuşağı olarak adlandırılan gençlik hareketleri bu durumun en somut örneği oldu.
Kent nüfusunun artmasıyla doğru orantılı olarak işçi sayısının artması da sendikal faaliyetlerin yoğunlaşmasını beraberinde getirdi.
1960’lı yıllardan itibaren edebiyatta toplumculuk yaklaşımı etkisini gösterdi.
1970’lerden itibaren toplumdaki politikleşmenin hızlanması, çarpık kentleşmenin meydana çıkardığı sorunlar ve işsizliğe bağlı dış göç, edebiyatın başlıca konularını oluşturdu.
Türk sineması da toplumsal sorunlara ağırlık vererek gelişti.
Türk sinemasının gelişme göstermesiyle ilk kez 1964’te Antalya Film Festivali düzenlenmeye başlandı.
1970’lerden itibaren sinemada teknik gelişmeler yaşansa da televizyonun Türk toplum yaşamına girmesiyle, sinema ikinci plana itildi.
Kente göç eden ama kentte aradıklarını bulamayan kesimler “arabesk” adı verilen yeni bir müzik anlayışını ortaya çıkardı.
1960’ların sonunda Batı’da ortaya çıkan Rock’n Roll müzik anlayışı ve yerli folklorun birleştirilmesiyle Anadolu Rock adı altında yeni bir müzik tarzı da oluştu.
Türkiye’de köyden kente göç zaman içerisinde sanayileşmiş ülkelerin insan gücüne dayalı ihtiyaçları karşılamak amacı ile dış göçü gündeme getirdi.
Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleriyle Libya ve Suudi Arabistan gibi Orta Doğu ülkeleri göç aldı.
Yurt dışı göçlerinin başını çeken Almanya’ya yapılan göçler, 1958’de başladı, 1960’lı yıllarda hızlandı. Almanya, Türkiye’den işçi talep eden ilk ülke oldu.
Yurt dışına olan göçler 1974’e kadar artarak devam etti.

Dış göçlerin sonuçları
1961-1986 yılları arasında 1.3 milyon Türkiye vatandaşı Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine çalışmak için göç etti.
Yabancı ülkelerde doğan Türk çocuklarının millî kültür değerlerini öğrenmeleri ve korumaları sorunu ortaya çıktı.
Millî değerlere yabancılaşma ve kültürel yozlaşma, sosyal açıdan önemli bir kayıp oluşturdu.
Yurt dışındaki Türk işçilerinin Türkiye ekonomisine katkıları olumlu oldu.
Türkiye’den sanayileşmiş ülkelere yapılan bir başka göç hareketi de beyin göçü oldu.
Doktor, mühendis, ekonomist, sanatçı vb. çeşitli mesleklerde iyi yetişmiş, yetenekli ve başarılı insanların yurt dışına göç etmesi Türkiye için büyük kayıplar oldu.

Ekonomide Yaşanan Gelişmeler
Türkiye’nin 1950-1960 yılları arasındaki ekonomi politikası, devletçi ekonomik politikalardan liberal ekonomik politikalara geçiştir.
II. Dünya Savaşı sonrasında çok partili demokratik düzene geçildi.
Çok partili hayata geçişle birlikte demokrasi kavramının geniş kitleler tarafından sahiplenilmesi, ekonomik sonuçları olan büyük değişmelere yol açtı.
Ekonomik ve siyasi alanda liberalizmi savunan Demokrat Partinin amacı hızlı büyüme oldu.
 1950’de iktidar olan Demokrat Parti Dönemi’nde dışa kapalı ve korumacı iktisat politikaları hızla terk edildi.
Serbest dış ticaret rejimi benimsenerek ithalat yasağı kaldırıldı ve dış pazarlara yönelik bir kalkınma anlayışı izlendi.
1954’ten itibaren Demokrat Parti, dış ticarette ve tarım sektöründe meydana gelen tıkanmalar sonucunda tarıma ve dış ticarete dayalı sanayileşme politikasını terk etti ve özelleştirmeye dayalı sanayileşmeye öncelik verdi.
Enflasyon oranını düşürmeyi, döviz bağımlılığını azaltmayı ve dış ticaret açığını kapatmayı hedefledi.
Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) adı verilen devlete ait işletmeler kuruldu.
1950-1960 döneminde Türkiye’nin ortalama büyüme hızı %6,3 oranında gerçekleşti. Kişi başına düşen millî gelir ise 166 dolardan 359 dolara çıktı.
1960’dan sonra anayasada yer alan sosyal devlet anlayışı doğrultusunda hareket edildi.
Planlı ekonomiye tekrar geçildi.
24 Ocak 1980’de ekonomiye yön verecek bazı kararlar alındı.

24 Ocak 1980 ekonomi kararları
Enflasyonun aşağıya çekilmesi
Serbest piyasa ekonomisinin harekete geçirilmesi
Ekonomiyi dışa açarak döviz gelirlerinin artırılması
Alınan kararlar doğrultusunda Türkiye ekonomisinde köklü bir liberalleşme süreci başladı.
1980‟de %2,8 küçülen Türkiye ekonomisi, 1990’lı yıllara gelindiğinde %5,6 büyüdü.
1985 yılında, katma değer vergisi (KDV) yürürlüğe kondu.

Ekonomide Yaşanan Gelişmeler
Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrası Batı Bloku’na yakınlaşmış, ABD’nin tasarladığı yeni ekonomik sistemle bütünleşme sürecine girmişti.
1947’de IMF ve Dünya Bankasına üye oldu.
ABD ile ilişkilerini stratejik ortaklık düzeyine taşıyan Türkiye, bu kuruluşlardan aldığı krediler ve danışmanlık destekleriyle yeni uluslararası ekonomik düzene ve para sistemine dâhil oldu.
Türkiye, ilk defa 1950’de Dünya Bankasından ve 1961’de IMF’den kredi aldı. Daha sonraki dönemlerde danışmanlık yardımı da almıştır.
Türkiye, 2008 küresel krizi öncesinde dünyada bu kuruluşlardan en yüksek miktarda kredi alan ülkeler arasına girdi.
1994’te Türkiye’deki ekonomik krizin etkilerini yumuşatmak için IMF’nin isteği doğrultusunda yürürlüğe konan program çerçevesinde “5 Nisan” kararları alındı.
Türkiye, 11 Mart 1947’de Türkiye’nin üye olduğu IMF ile toplam 19 stand-by (sıtend bay) anlaşması yaptı.
52 yıllık bu süreçte yapılan anlaşmalarla IMF’den 50 milyar dolara yakın kredi aldı.
Fakat son dönemde Türkiye, ekonomide istikrarın sağlanması ve sürekli hâle getirilmesi için uyguladığı politika ve önlemler sayesinde IMF’ye bağımlılıktan kurtulmuştur.
2013 yılında Türkiye, IMF’den borç alma dönemini kapattı.
Türkiye, IMF’ye olan borcunun son taksitini 14 Mayıs 2013’de ödedi.

Ulaşımda Yaşanan Gelişmeler
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkeyi kalkındırmak amacıyla yabancıların elindeki demir yolu işletmeleri satın alınarak millîleştirilmişti.
Türkiye’de deniz yolu ile yük ve yolcu taşımacılığı da 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu’nun çıkarılmasıyla gelişmeye başladı.
1950’den sonraki yıllarda ise kara yolları, demir yoluna göre ön plana çıktı.
Türkiye’de otomotiv sanayisinin, montaj yoluyla da olsa, kurulması kara yolu taşımacılığının hızla gelişmesine neden oldu.
Gelişmişliğin göstergelerinden biri kabul edilen otoyolları Türkiye’de ilk defa 1973 yılında hizmete açıldı.

Devrim Arabası
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 16 Haziran 1961’de tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emretti.
Görevin, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) işletmesine verilmesi üzerine 23 mühendis “Devrim Arabası” projesine başladı.
Türk mühendisler, TCDD’nin Eskişehir’deki fabrikasında, 129 günde tamamıyla yerli üretim olan üç araç yaptı.
Devrim Arabası 29 Ekim 1961’de Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümünde gerçekleştirilen sürüş testiyle kamuoyuna takdim edildi.
Fakat dönemin şartları içinde bu projeye yeterince sahip çıkılmadığı için yerli otomobil üretimi süreci başarıyla gerçekleştirilemedi.

İletişimde Yaşanan Gelişmeler
Osmanlı döneminde 1847’de ilk telgraf hattının kurulması ve 1881’de telefon hattının çekilmesiyle iletişim teknolojisi kullanılmaya başlandı.
Cumhuriyet Dönemi’ndeyse telgraf ve telefon hizmetleri yaygınlaştı.
1927’de İstanbul Radyosu kuruldu.
1960 sonrasında dünyadaki gelişmelere uygun olarak Türkiye’de iletişim teknolojisi gelişti.
1964 yılında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) kuruldu.
1968’de TRT tarafından televizyon yayını yapılmaya başladı.

1973’te teleks, 1979’da uydu teknolojisi Türkiye’de kullanılmaya başlandı.
1983’ten sonra iletişimde otomatik santrallerinin kullanılması telefonu yaygınlaştırdı.
1986 yılında çağrı cihazları, 1994 yılındaysa Mobil İletişim İçin Küresel Sistem (GSM: Global System for Mobile Communications) teknolojisiyle tanıştı.
Türkiye’de ilk kez 12 Nisan 1993’te kullanılmaya başlanan internet, GSM ve modern teknoloji araçlarıyla birlikte kullanılarak hızla yaygınlaştı.

Not: Ünitenin devamına www.tarihkursu.com /ders notları bölümünden ulaşabilirsiniz.

Daha fazlası için bizi takip edin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2019- 2020 TARİH DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANLAR

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT