1990 SONRASI DÜNYADAKİKİ GELİŞMELER, 8.ÜNİTE XXI. YÜZYILIN EŞİĞİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA 2. KONU

Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders notları, Tarih ders notları, tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf

İÇİNDEKİLER

1990 SONRASI DÜNYADAKİ GELİŞMELER 

SSCB’nin Dağılması ve Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsızlıklarına Kavuşması 
SSCB’nin Dağılması 
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye 
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) 
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) 
Yunus Emre Enstitüsü 

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı
Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye
Bosna Savaşı ve Balkanlardaki Gelişmeler

Orta Doğu’da Meydana Gelen Başlıca Gelişmeler 
Siyonizm Sorunu ve Filistin 
Körfez Savaşları 

Arap Baharı 
11 Eylül Saldırıları ve Küresel Terör 
Irak ve Suriye’de Yaşananlar 
Irak’taki Gelişmeler 
Suriye’deki Gelişmeler 

Suriyeli Mülteciler 


1990 SONRASI DÜNYADAKİ GELİŞMELER

SSCB’nin Dağılması ve Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsızlıklarına Kavuşması

SSCB’nin Dağılması

- Soğuk Savaş'ın taraflarından birisi olan SSCB, XX. yüzyıl son çeyreğinde siyasi ve ekonomik olarak sorunlar yaşamaya başladı.
- Batı Bloku ile küresel siyaset sahasında girişilen güç yarışı, Sovyet sistemini işlemez hâle getirdi.
- Bu süreçte nükleer silahlanma ve Yıldız Savaşları adı verilen uzay çalışmaları SSCB ekonomisini olumsuz etkiledi.
- SSCB sisteminin çıkmaza girmesi, Doğu Bloku'nun diğer ülkelerine de yansıdı.
- SSCB yönetimi, 1987'de Devlet Başkanı Gorbaçov'un açıkladığı Glasnost ve Perestroika (Perestroyka) programlarıyla, Sovyet sisteminde şeffaflığa ve yeniden yapılanmaya gidileceğini ilan etti.
- Demokratik uygulamalarla totaliter yapı gevşetilerek toplumsal hareketlerin yatıştırılması hedefleniyordu.
- SSCB'yi oluşturan cumhuriyetlerde SSCB'den ayrılmaya yönelik eğilimler güçlendi.
- Gorbaçov, 1990'da “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” adımını attı.
- SSCB'den ayrılmaya yönelik eğilimlerin gücünü azaltmak ve hatta SSCB'yi oluşturan devletler arasında daha sıkı bir yapı kurmak hedeflendi.
- Bu anlayışı eleştiren komutanlar Gorbaçov'a karşı bir darbe yaptı.
- SSCB'nin en büyük cumhuriyeti olan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin, darbeyi yapanlara karşı halkı direnmeye çağırdı.
- Yeltsin'in çağrısıyla halk darbecilere karşı koydu.
- Olayın hemen ardından SSCB yapısı içinde yer alan devletlerin tamamına yakını bağımsızlıklarını ilan ettiler.
- 19 Ağustos 1991'de Kremlin Sarayı'na SSCB bayrağı yerine Çarlık Dönemi'nde kullanılan Rus bayrağının
çekilmesi ve ardından Sovyet Komünist Partisinin faaliyetlerine son verilmesiyle SSCB resmen dağıldı.
- 25 Aralık 1991 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ve Kafkasya'da
birçok devlet bağımsızlığını kazandı.
- Türkiye, bu süreçte bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri'ni tanıyan ilk ülke oldu.
- Bağımsızlığını kazanan Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Kırgızistan ile Türkiye'nin ortak bir
dile, ortak bir hafıza ve ortak bir kültüre sahip olması bu devletlerle olan ikili ve bölgesel ilişkilerin güçlenmesine
zemin hazırlamıştır.
- Türkiye, SSCB'nin dağılması sonrasından sonraki süreçte Orta Asya'da bağımsızlıklarını kazanan ülkelerdeki
Türkler için sosyal, ekonomik ve kültürel alanda birçok çalışma yapma gereği duymuştur.
- İlk zamanlarda Türk Cumhuriyetleri'ne kısa vadeli yardımlar yapılmıştır.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)

- Türkiye'nin SSCB sonrası dönemde Orta Asya ve Kafkasya'da yapılacak faaliyetleri ve dış politika önceliklerini
uygulayacak, koordine edecek bir organizasyon ihtiyacı doğrultusunda 1992'de Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) kurulmuştur.
- TİKA, 1999 yılında başbakanlığa bağlanarak faaliyetlerini sürdürmüştür.
- Türkiye'nin, TİKA aracılığı ile dost, kardeş ve akraba ülkelere yönelik olarak yaptığı çalışmaların temelinde, bir
barış kuşağı oluşturma çabası bulunmaktadır.
- SSCB sonrası süreçte TİKA'nın Türk Cumhuriyetlerindeki hedefi; bu ülkelerin kendi sosyal yapısını kurması, kendi
kimliğini sağlıklı bir şekilde inşa etmesi, kültürel ve siyasi haklarını geliştirmesi, teknik altyapı konusunda eksiklerini
giderebilmesi konularında destek vermekti.
- Bu süreçte eğitim, sağlık, yenileme, tarımsal kalkınma, maliye, turizm ve sanayi alanında birçok proje ve faaliyet TİKA tarafından gerçekleştirildi.
- 1995'e kadar Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten TİKA, o tarihten
itibaren eğitim ve kültürel iş birliği çalışmalarına ağırlık verdi.
- Özellikle okullar, kütüphaneler, laboratuvarlar inşa edildi; üniversitelere teknik donanım yardımları yapıldı.
- TİKA, dünyadaki gelişmeler doğrultusunda 2000'li yıllardan itibaren faaliyet coğrafyasını genişletti. Türkiye'nin
izlediği aktif ve ilkeli dış politikaya bağlı olarak TİKA'nın çalışma yaptığı ülkelerin sayısı her geçen gün arttı.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
- 6 Nisan 2010'da başbakanlığa bağlı müsteşarlık düzeyinde bir kamu kurumu olarak Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.
- Kurumun görevi; yurt dışındaki Türk vatandaşlarının, kardeş toplulukların ve Türkiye'de öğrenim gören uluslararası
burslu öğrencilerin çalışmalarını koordine etmek; bu alanlarda verilen hizmetleri ve yapılan faaliyetleri geliştirmek
olarak tanımlanmıştır.
- Kurumun çalışmalarıyla yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarıyla ve kardeş topluluklarla ilişkiler güçlendirilmiştir. 
- Bu ilişkilerin sağlamlaştırılmasında ekonomik, sosyal ve kültürel alanlar daha öne çıkarılmıştır.

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY)
- Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı 1993'te Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve
Türkiye'nin Kültür Bakanlarının imzalamış olduğu antlaşma ile kurulmuştur.
- TÜRKSOY'un kuruluş amacı Türk halklarının gönül birlikteliğini ve kardeşliğini güçlendirmek, ortak Türk kültürünü gelecek nesillere aktarmak ve dünyaya tanıtmak için çalışmaktır.
- TÜRKSOY'un 6 kurucu üyesi ile beraber 8 tane de gözlemci üyesi bulunmaktadır.
- Nevruz kutlamaları, TÜRKSOY'un geleneksel etkinliklerinin başında gelir.
- Sanatsal buluşmalar kapsamında her yıl Türk dünyasından fotoğrafçılar, ressamlar, opera sanatçıları, şairler, medya
mensupları, tiyatro grupları, dans ve müzik toplulukları TÜRKSOY tarafından düzenlenen etkinliklerle bir araya getirilmektedir.

Yunus Emre Enstitüsü
- Yunus Emre Vakfı, Türkiye'nin diğer ülkeler ile kültürel alışverişini artırıp dostluğunu geliştirmek amacıyla 2007'de
kurulmuş bir kamu vakfıdır. Amacı;
- Türkiye'yi, Türk dilini, tarihini, kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak,
- Bununla ilgili bilgi ve belgeleri dünyanın istifadesine sunmak,
- Türk dili, kültürü ve sanatı alanlarında eğitim almak isteyenlere yurt dışında hizmet vermektir.
- 2007'de yasa ile kurulan ve 2009'da faaliyetlerine başlayan Yunus Emre Enstitüsünün yurt dışında 40'tan fazla
kültür merkezi bulunmaktadır.
- Kültür merkezlerinde verilen Türkçe eğitiminin yanı sıra, farklı ülkelerdeki eğitim kurumlarıyla yapılan iş birlikleri
ile Türkoloji bölümleri ve Türkçe öğretimi desteklenmektedir.
- Kültür merkezleri aracılığıyla Türk kültür ve sanatını tanıtmak amacıyla birçok etkinlik düzenlenmekte, ulusal veya uluslararası etkinliklerde Türkiye temsil edilmektedir.

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı
- Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Kırım Türk'ü düşünür İsmail Gaspıralı'nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesini
yaşama geçirmek için Prof. Dr. Turan Yazgan tarafından kurulmuştur.
- Vakıf, çalışmalarıyla Türk Dünyası'nı Kültürel anlamda iş birliğine kavuşturmayı hedeflemektedir.
- Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Türk Dünyası'nın stratejik noktalarında eğitim kurumları açmıştır.
- Kurumlar, kuruldukları ülkelerin insan gücü ihtiyaçlarını gidermeye yönelmişlerdir.

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye
- Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda uluslararası gelişmeleri
yakından takip etmiştir.
- OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve NATO gibi uluslararası teşkilatlara üye olunmuştur.
- II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa için bir barış ve iş birliği projesi olarak nitelendirilen Avrupa Ekonomik Topluluğunun (AET) 1957'de kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye, 31 Temmuz 1959'da topluluğa ortaklık
başvurusunda bulunmuştur.
- AET Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar
geçerli olacak bir ortaklık antlaşması imzalanmasını önermiştir. Söz konusu antlaşma 12 Eylül 1963'te imzalanmış ve 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmiştir.
- Ankara Antlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturmaktadır.
- Türkiye'nin AET'ye uyum süreci antlaşmanın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 itibarıyla başlamıştır.
- Türkiye-AB ilişkileri, 1970'li yılların başından 1980'lerin ikinci yarısına kadar Türkiye'de yaşanan siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı istikrarsız bir süreç yaşamıştır.
- 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin ardından AB ile ilişkiler resmen askıya alınmıştır.
- 1983'te Türkiye'de sivil idarenin yeniden kurulmasıyla Türkiye dışa açılma sürecine girmiştir.
- AET, 1991 Maastricht (Mastrikt) Antlaşması ile resmen Avrupa Birliği (AB) adını almıştır.
- Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996'da yürürlüğe girmiştir.
- 10-11 Aralık 1999'da yapılan Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB'ye adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday
ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.
- 17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi'nde, AB-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve zirvede
Türkiye'nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005'te üyelik müzakerelerine başlanması kararı alınmıştır.
- Günümüzde de müzakereler hâlâ devam etmektedir.

Bosna Savaşı ve Balkanlardaki Gelişmeler
- Bosna Savaşı, 1 Mart 1992'den 14 Aralık 1995'e kadar sürmüş olan bir savaştır.
- 1945'te Balkanlarda kurulan Yugoslavya Cumhuriyeti'nin dağılmasının ardından çıkmıştır.

Neden:
- Yugoslavya Devleti; Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Kosova, Slovenya, Makedonya ve Karadağ Cumhuriyetlerinden oluşan federal bir cumhuriyetti.
- 1980'de Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun ölümünden sonra Yugoslavya'yı oluşturan federal devletler arasındaki
ilişkiler bozulmaya başladı.
- Oluşan siyasi gerginlik sonucu 1990'da Yugoslavya'yı oluşturan cumhuriyetlerden birisi olan Slovenler bağımsızlık ilan ettiler.

Sonuç:
- Slovenya'nın ardından Hırvatistan ve Makedonya'nın da bağımsızlığını ilan etmesi üzerine ağırlıklı olarak
Sırplardan oluşan Yugoslavya ordusunun bu devletlere saldırmasıyla Yugoslavya İç Savaşı başladı.
- 27 Kasım 1991'de Bosna-Hersek kendi ülkesinin bütünlüğünü korumak için bağımsızlığını ilan etti.
- Bosna-Hersek nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Boşnaklar ve Hırvatlar bağımsız bir devlet olarak tanınmak isterken
Bosna-Hersek'te yaşayan Sırplar, Batı Sırp Cumhuriyeti'ni ilan ettiler ve istedikleri bölgeleri ele geçirmek için
Müslüman Boşnaklara karşı saldırılara başladılar.
- 1992'de Müslüman Boşnaklara karşı etnik temizlik başladı.
- Sırp milislerin ve daha sonra da Hırvat milislerin saldırıları üzerine Bosna-Hersek harabeye döndü.
- Mostar şehri, Hırvat güçleri tarafından 9 ay boyunca kuşatma altına alındı ve şehir, yoğun bombardımana tutuldu.
- Şehrin sembolü olan Osmanlı mirası Mostar Köprüsü, Hırvat topçuları tarafından imha edildi.
- Bosna'nın doğusundaki Srebrenica (Srebrenitsa) çevresindeki Boşnak kasabalarına ve köylerine saldırdı.
- 1993'te, BM Güvenlik Konseyi Srebrenica'yı güvenli bölge olarak ilan etti ve bölgeye yönelik her türlü silahlı
saldırıyı yasakladı.
- 1995'te Radko Miladiç komutasındaki Sırp güçleri, BM komutasındaki 400 Hollandalı asker tarafından korunan
Srebrenica'da gerçekleştirilen katliama seyirci kaldı.
- BM komutasındaki bazı Hollandalı askerler Sırplar tarafından esir alındılar.
- NATO tarafından takviye olarak gönderilen uçaklar da Sırpların katliamlarını durduramadı ve Sırpların tüm
Hollandalı askerleri öldürme tehdidi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.
- Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler.
- Bu hadise Srebrenica Soykırımı olarak tarihe geçti.
- 5 Eylül 1995'te ABD'nin girişimiyle savaşan taraflar Cenevre kentinde barış görüşmelerine başladılar.
- Cenevre'de varılan antlaşmadan sonra Bosna-Hersek'teki üç toplumun liderleri olan Aliya İzzetbegoviç, Slobodan
Miloseviç ve Franjo Tudjman (Franko Tujman) ABD'nin Dayton (Deytın) kentinde barış masasına oturdular ve 21
Kasım 1995'te Dayton Barış Antlaşması'nı imzaladılar.

Antlaşma özetle şöyleydi:
1. Bosna-Hersek adı aynı olan ve daha önce tanınan uluslararası sınırlara uygun sınırları olan tek bir devlet olarak
kalacaktır.
2. Devlet iki birimden, Bosna-Hersek Federasyonu ve Bosna Sırp Cumhuriyeti'nden oluşacaktır.
 3. Tüm taraflar La Haye'deki (Lahey) savaş suçları mahkemesine yardımcı olacaktır.
- NATO Barış Uygulama Gücü'nün denetiminde, Dayton Antlaşması'nın aşama aşama uygulanmasıyla, Bosna- Hersek'te barışın oluşmasında ve bölgede yeni bir düzenin kurulmasında önemli gelişmeler sağlandı.
- 21. yüzyıla girerken Müslüman Boşnaklara yapılan zulüm de durmuş oldu.

Orta Doğu’da Meydana Gelen Başlıca Gelişmeler

Siyonizm Sorunu ve Filistin

- II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra İngiltere'nin denetiminde olan Filistin topraklarına Avrupa'dan büyük oranda Yahudi göçü gerçekleşti.
- 1946'ya gelindiğinde Filistin'deki Yahudi nüfusu tahminen 250.000 kişiydi.
- 1948-1951 yılları arasında, Avrupa'daki Yahudi mültecilerin üçte ikisinden fazlasını içeren 700 000'e yakın Yahudi, İsrail'e göç etti.
- Filistin'de Yahudi-Filistin gerginliği başladı.
- II. Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere, Amerika'nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş
Milletlere götürüp, meselenin çözülmesini istedi.
- BM, 1947′de Filistin'in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi.
- Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti.
- Kudüs şehrine ise, BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı.
- Yahudi liderler, 14 Mayıs 1948′de İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan ettiler.
- Ardından Orta Doğu'nun en büyük sorunu olan ve günümüze kadar etkileri süren Arap-İsrail çatışması ve Filistin
Sorunu ortaya çıktı.
Buna bağlı olarak:
1. 1948 Arap-İsrail
2. 1956 Mısır-İsrail
3. 1967 Arap-İsrail
4. 1973 Arap-İsrail savaşları meydana geldi.
- 1978'de Mısır ve İsrail arasında imzalanan Camp David (Kemp Deyvid) Antlaşması'yla İsrail ve Arap devletleri
arasında bir daha sıcak çatışma yaşanmadı.
- Filistinlilerin işgal edilmiş topraklarını koruma mücadelesi devam etti.
- Filistin'de başlayan ve Filistin halkının başkaldırısı anlamına gelen "İntifada" bu mücadelenin en somut örneğidir.
- İsrail işgaline karşı Filistin halkının başkaldırısı olan Birinci İntifada 1987'de başladı.
- İkinci İntifada ise 2000'den 2005 yıllına kadar devam eden Filistin ayaklanmasıdır.
- Cezayir'de toplanan Filistin Millî Konseyi, 15 Kasım 1988'de ilan ettiği bildiriyle Bağımsız Filistin Devleti'ni ilan etti.
- Bağımsız Filistin Devleti'ni Türkiye dâhil birçok ülke tanıdı.
- Filistin Devleti'nin tanınması için uluslararası sahada yapılan diplomatik girişimler sonuç verdi ve İsrail, Batı Şeria
ve Gazze bölgelerinde Filistinlilerin özerk bir yönetim kurması düşüncesine olumlu yaklaştı.
- ABD öncülüğünde yapılan görüşmeler sonucunda 1993'te İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderleri barış
antlaşması imzaladı.
- Bu antlaşmaya göre İsrail, Batı Şeria ve Gazze bölgelerinde Filistinlilerin özerkliğini resmen kabul etti.
- İsrail, Gazze bölgesinden kendi topraklarına füze atılmasını bahane ederek 2007'de Gazze'ye 2009'a kadar sürecek
olan şiddetli bir saldırı başlattı.
- Bu saldırı uluslararası camiada büyük tepki gördü.
- 2010-2011 yıllarında başta Rusya olmak üzere Brezilya, Arjantin ve Şili, 1967 öncesi sınırlarını esas alarak Filistin'i bağımsız bir devlet olarak kabul ettiklerini dünyaya ilan ettiler.
- Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, bağımsız bir devlet olarak tanınmak için Birleşmiş Milletlere resmen
başvurdu.
- Yapılan oylamada başta Türkiye olmak üzere 138 ülke evet oyu verdi ve Filistin, BM nezdinde bağımsız bir devlet
olarak kabul edildi.

Körfez Savaşları

I. Körfez Savaşı

Taraflar: İran-Irak
Neden:
- 1990'lı yıllarda Körfez Savaşı'nın çıkmasındaki temel neden Irak'ın komşusu Kuveyt'i işgal etmesidir.
- 1980-1988 arasında komşusu İran ile savaşan Irak, savaşın bitmesinin ardından silahlanmayı artırdı.
- Kuveyt üzerinde hak iddia etmeye başladı.
- Böylece Irak-Kuveyt ilişkileri gerginleşti.
- Uluslararası arabuluculuk girişimleri gerginliği azaltmaya yetmedi.
- Irak, 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i 19. İli olarak ilan edip, işgal etti.

Sonuç:
- Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle Orta Doğu'daki güç dengeleri değişti.
- Dünya petrol kaynaklarının yüzde 60'lık dilimine sahip olan Orta Doğu bölgesindeki bu değişim, başta ABD olmak
üzere Batılı devletlerin çıkarlarını doğrudan etkiledi.
- Böylece Irak'ın Kuveyt'i işgali ile başlayan bölgesel kriz, küresel bir sorun hâline geldi.
- Kuveyt işgali üzerine toplanan Birleşmiş Milletler, Irak'ı kınadı ve işgal ettiği topraklardan kayıtsız şartsız
çekilmesini istedi.
- Irak'ın BM kararlarına uymayacağını açıklaması üzerine, 17 Ocak 1991'de Irak'a karşı önce hava harekâtı ardından da kara harekâtı başlatıldı.
- Uluslararası güç ile Irak kuvvetleri arasındaki savaş kısa sürdü.
- Irak ordusu mağlup oldu ve Kuveyt işgalden kurtarıldı.
- Irak, 1991'de BM tarafından önerilen ateşkes anlaşmasını imzaladı.
- Böylece savaş resmen sona erdi.
- Barışın sürekliliği ve ekonomik ambargonun kaldırılması Kuveyt'in işgalden önceki sınırlarının kabul edilmesi
Irak'ın nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlardan arındırılması kararına uymasına bağlandı.
- Savaşın ardından Irak'ta iç karışıklık baş gösterdi.
- Irak'taki Baas rejimine muhalif Kürt gruplar ülkenin kuzeyinde, Şii gruplar ise ülkenin güneyinde ayaklanma
başlattılar.
- Baas rejiminin şiddet kullanarak bu gruplara saldırması üzerine, Irak birliklerinin 36. paralelin kuzeyi ile 32.
paralelin güneyine geçirilmeme şartı kabul edildi.
- Ateşkesi denetlemek ve gerekirse müdahale etmek için ABD, İngiltere ve Fransa birliklerinden oluşan uluslararası askerî bir kuvvet (Çekiç Güç) oluşturuldu.
- Irak hükûmetinin ülkenin kuzeyindeki kontrolü kaybetti.
- Boşluğu doldurması amacıyla bölgede güçlenen muhalif Kürt gruplar, Irak'tan kopuş sürecine girdiler.
- PKK terör örgütü, Irak'ın kuzeyine yerleşmeye başladı ve bu durum Türkiye için bir güvenlik sorunu hâline geldi.
II. Körfez Savaşı ve ABD’nin Irak’ı İşgali
- ABD, 11 Eylül 2001 yılında New York şehrinde bulunan Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırıdan sonra,
İngiltere ile birlikte teröre karşı dünya çapında bir mücadele başlattığını ilan etti.
- Bu doğrultuda teröre destek verdiği iddiasıyla önce Afganistan'a askerî müdahalede bulunan ABD, ardından Irak'a yöneldi.
- ABD, Irak'ı kitle imha silahları edinmek ve dünya barışını tehdit etmekle suçladı.
- ABD'nin girişimleriyle Birleşmiş Milletler, Irak'a bu konuda baskı yapılması kararı aldı.
- Bu karara karşılık Irak, ülkesindeki askerî tesislerin BM yetkililerince denetlenmesini kabul etti.
- Irak'ın BM kararlarını koşulsuz kabul etmesi, Kuveyt işgali nedeniyle komşularından resmen özür dilemesi ve BM
yetkililerinin kitle imha silahlarına rastlamadıklarını rapor etmeleri üzerine gerginlik yumuşadı.
- ABD yönetimi bu kez de Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ve ailesinin Irak'ı terk etmelerini istedi.
- Aksi takdirde Irak'a askerî müdahale yapılacağını açıkladı. Irak yönetimi ABD'nin bu uyarısını reddetti.
- ABD'ye destek olarak İngiltere, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Portekiz, Danimarka, İtalya ve Macaristan'dan oluşan
bir Avrupa koalisyonu oluşturuldu.
- Savaş öncesi ABD yönetimi, Türkiye topraklarından geçerek Irak'a askerî müdahale yapmak istedi.
- 1 Mart 2003'te yapılan oylamada ABD'nin bu isteği TBMM tarafından reddedildi.
- ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, 20 Mart 2003'te Irak'a hava saldırısını başlattı.
- 22 Mart 2003'te ise kara harekâtı başladı.
- ABD kuvvetleri, 9 Nisan 2003'te Irak'ın başkenti Bağdat'ı işgal etti
- Irak kuvvetleri ve koalisyon güçleri arasındaki savaş, ABD Başkanı George W. Bush'un (Corç Buş) 15 Nisan 2003
tarihinde kesin zaferin kazanıldığını ilan etmesiyle son buldu.
- Savaş sonucunda Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin ve Baas rejimi devrildi.
- Irak'ı işgal eden ABD, ülkeye geçici valiler atayarak ülkeyi yönetmeye başladı.
- 13 Temmuz 2003'te ABD nüfuzunda “Geçici Irak Yönetim Konseyi” oluşturuldu ve bu geçici konsey BM nezdinde
tanındı.
- Böylece dünyanın küresel gücü olan ABD, İngiltere ile birlikte, dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip ülkesi
olan Irak'ı ele geçirerek Orta Doğu'da önemli bir güç kazandı.
- Siyasi istikrarsızlık ve otorite boşluğu, Irak topraklarındaki denetlenemeyen terör gruplarının sayısını ve buna bağlı
olarak şiddet olaylarını artırdı.
- Irak'ta yaşanan bu istikrarsızlık hem Irak'ın komşularında hem de tüm bölgede güvenlik sorunlarını ortaya çıkardı.

Arap Baharı
Tanım:
- Arap Baharı, 2010'da Orta Doğu ülkelerindeki demokratik olmayan yönetimlere karşı bu ülkelerin halkları
tarafından daha çok demokrasi ve özgürlük talebiyle başlatılan, protesto ve ayaklanmalarla gerçekleşen halk
hareketleridir.
- Arap Baharı olarak adlandırılan süreç Tunusta başladı.
Neden:
- İş bulamamaktan ve geçim sıkıntısından dolayı seyyar satıcılık yapan üniversite öğrenimli Tunuslu Muhammed
Buazizi adlı gencin bir zabıta görevlisince tokatlanması ve tezgâhı ile mallarına el konulmasıdır.
- Tunuslu genç Muhammed Buazizinin kendisini yakarak intihar etmesi sonrası başlayan hükûmet karşıtı gösteriler
sonucu, Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali görevinden istifa etti.
- Bu sürece Yasemin Devrimi adı verildi.
- Yasemin Devrimi'nden sonra Tunus'ta daha demokratik bir yönetim kuruldu ve yeni bir dönem başladı.

Etkileri:
- Tunus'ta başlayan olaylar diğer Arap ülkelerine de yayıldı.
- 25 Ocak 2011'de Mısır'ın en büyük meydanı olan Tahrir Meydanı'nda, Arap baharının esintileri yayılmaya başladı.
- Tunus'ta olduğu gibi Mısır'da da açlık, işsizlik, yolsuzluk, diktatörlük gibi benzer sorunlar sebebiyle halk isyan
etmeye başladı.
- Ülkede gitgide büyüyen isyan nedeniyle Hüsnü Mübarek'in 1981'de başlayan yönetimi, 11 Şubat 2011'de istifa
etmesiyle son buldu.
- Mısır'da yapılan demokratik seçimleri Muhammed Mursi kazandı.
- Muhammed Mursi, Mısır'da demokratik seçimle başa geçen ilk cumhurbaşkanı oldu.
- Mısır'dan sonra Libya'da da protestolar başladı.
- Libya'daki protestolar bir süre sonra demokratik gösterilerden Libya hükûmetine karşı silahlı bir başkaldırıya dönüştü.
- Bu durum Libya'yı iç savaşa sürükledi.
- Fransa, yaşanan olaylara seyirci kalamayacağını söyleyerek NATO ile birlikte olaylara müdahale etti.
- Libya yönetiminin zayıflamasıyla muhalif güçler başkent Trablus'u ele geçirdi.
- Libya Lideri Muammer Kaddafi, muhalif milisler tarafından linç edilerek öldürüldü.
- Arap Baharı'nın etkileri Suriye'de daha sert ortaya çıktı.
- Ülkeye egemen Baas Partisi yönetiminin demokratik olmayan ve baskıcı yönetiminden bunalan halk, rejime karşı
protestolara başladı.
- Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimindeki Baas rejiminin protestolara karşı müdahalesi çok sert oldu.
- Suriye'de iç savaş başladı.
- Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti.
- Ülkede yaşamın zorlaşmasıyla beraber birçok Suriyeli kendi ülkesinden kaçarak başka ülkelere sığındı.
- 4 milyon kadar Suriyeli dünyanın çeşitli yerlerine sığınmacı olarak yerleştirildi.
- Bu sığınmacılardan yaklaşık 3 milyonu ise Türkiye'ye geldi.
- Körfez ülkelerinden Bahreyn ve Yemen'de de Arap Baharı'nın etkileri görüldü.
- Bu iki ülkede protestolar bir süre sonra mezhep çatışmasına dönüştü.
- Suudi Arabistan'ın müdahalesiyle Bahreyn'de muhalifler bastırıldı.
- Yemen'de durum Libya ve Suriye'deki gibi bir iç savaşa dönüştü.
Sonuç:
- 2010'da Tunus'ta başlayan değişimle Orta Doğu'da daha demokratik bir dönemin başlayacağı düşünüldü.
- Fakat beklenen olmadı.
- Sürecin bazı ülkelerde iç savaşa dönüşmesi bölgede istikrarsızlığa yol açtı.
- Batı ülkelerinin siyasi çıkarları nedeniyle bu çatışmalara müdahale etmesi bölgedeki sorunları daha da derinleştirdi.
- Bu istikrarsızlık sonucu ortaya çıkan terör örgütleri, hem çatışmaların yaşandığı ülkeler hem de bölgenin diğer
ülkeleri için bir güvenlik sorunu hâline geldi.
- Mısır'da ise demokratik yollarla seçilmiş Muhammed Mursi'nin askerî bir darbeyle devrilmesi ülkedeki ve
bölgedeki demokrasi beklentilerini sonlandırdı.

11 Eylül Saldırıları ve Küresel Terör
- ABD, II. Dünya Savaşı'nın ardından SSCB ile birlikte küresel bir güç hâline gelmişti.
- Soğuk Savaş sürecinde ABD, Batı Bloku'nun lideri olmuştu.
- 1991'de SSCB'nin ve Doğu Bloku'nun dağılmasıyla birlikte ABD, dünyanın en büyük küresel gücü oldu.
- ABD, iki kutuplu dünya dengesinin ortadan kalkmasıyla birlikte siyasi gücünü ve sistemini dünyaya benimsetmek
amacıyla çeşitli girişimlerde bulundu.
- Dağılan SSCB sahasında ve eski Doğu Bloku ülkelerinde siyasi etkisini artırdı.
- ABD, siyasi gücünü artırdığı ve tek kutuplu dünyada yön verici bir ülke konumuna geldiği bir dönemde büyük bir
terör saldırısı yaşadı.
- 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'nin New York kentinde bulunan Dünya Ticaret Merkezine, Washington'a (Vaşingtın)
ve Pentagon'a sivil uçakların kullanıldığı saldırılar düzenlendi.
- Dünya Ticaret Merkezinin iki binası da çöktü ve burada çalışan binlerce kişi hayatını kaybetti.
- 11 Eylül Saldırısı, ABD sınırları içine doğrudan ABD'ye yapılan ilk saldırıydı.
- Saldırı İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Türkiye dâhil olmak üzere pek çok devlet tarafından kınandı.
- ABD Başkanı George W. Bush (Corc W. Buş), saldırıyı ABD'ye yönelik bir savaş ilanı olarak niteledi.
- ABD yönetimi ayrıca bu saldırıyı dünyadaki tüm özgür ve demokratik ülkelere yönelik bir savaşa benzetti.
- 12 Eylül 2001 günü yapılan NATO toplantısında saldırıyı NATO'nun bunu tüm üyelere yapılmış bir saldırı olarak
kabul etmesini sağladı.
- 11 Eylül Saldırısı'nı ülkesine bir savaş ilanı olarak kabul eden ABD yönetimi, saldırının arkasında olduğuna inandığı
ülkelere karşı savaş başlattı. İlk olarak saldırıyı üstlenen El-Kaide adlı terör örgütünün konumlandığı Afganistan'a karşı askerî bir operasyon başlatıldı.
- 7 Ekim 2001'de başlayan bu harekât sonucunda Afganistan'daki Taliban yönetimi devrildi.
- ABD, Afganistan'ı işgal etti.
- 11 Eylül Saldırısı'nı desteklediği ve kitle imha silahları bulundurduğu iddiasıyla ABD, 20 Mart 2003'te Irak'a karşı
askerî operasyon başlattı ve Irak'ı yeniden işgal etti.
- ABD kendi politikası için tehlikeli gördüğü İran ve Kuzey Kore'ye karşı Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya "Küresel Füze Kalkanı" adı altında füze sistemleri yerleştirdi.
- Fakat bunu kendisine karşı bir hareket olarak gören Rusya, ABD'ye sert tepki gösterdi.
- 11 Eylül Saldırısı'ndan sonra dünya siyaseti, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Doğu-Batı Bloku çatışmasından küresel
teröre karşı mücadele anlayışı şekline dönüştü.

Irak ve Suriye’de Yaşananlar

Irak’taki Gelişmeler

- Irak'ın 2003'te ABD tarafından işgalinden sonra Irak'ın yeniden yapılandırılması süreci başladı.
- ABD tarafından Irak'ın başına getirilen sivil yöneticiyle yönetimi paylaşacak olan Geçici Hükûmet Konseyi
tarafından 13'ü Şii, 5'i Sünni, 5'i Kürt, 1'i Türkmen ve 1'i Asuri olan 25 bakandan oluşan Irak Hükûmeti kuruldu.
- ABD güçleri, yeni Irak hükûmeti ile imzaladığı güvenlik antlaşmasıyla belli şartlarda Irak'taki etki ve varlığını
korumayı garanti altına alarak 2009'dan itibaren askerlerini Irak'tan çekmeye başladı.
- Resmî olmayan rakamlara göre bu sayı bir milyona ulaştı.
- Yeni Irak hükûmeti ülkede otoriteyi kuramadı.
- Irak, dünyanın en büyük ham petrol rezervine sahip ülkelerinden biri olduğundan bölgedeki mücadeleler denetimsiz
silahlı grupların boru hatlarına ve pompa merkezlerine sürekli saldırıları nedeniyle artarak devam etti.
- Ülke siyasetinin mezhep ve aşiret esası üzerinden belirlenmesi ülkede istikrarsızlığı artırdı.
- Bu istikrarsızlıktan yararlanan PKK terör örgütü, Irak'ın kuzeyinde üslenmiş ve Türkiye'ye karşı terör saldırıları
gerçekleştirmiştir.
- 2014'te Irak'ın en büyük kentlerinden Musul ve Tikrit'in yanı sıra bölgedeki bazı kentlerde kontrolü ele geçiren
DAEŞ terör örgütü, hem bölge hem de Türkiye için büyük bir tehdit hâline gelmiştir.
- Irak'ın bu durumu Türkiye için ciddi bir güvenlik sorunu hâline gelmiştir.

Suriye’deki Gelişmeler
- 2010'da Orta Doğu ülkelerindeki demokratik olmayan yönetimlere karşı başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan
süreç, her ülkede farklı etkilere yol açtı.
- Arap Baharı'nın etkisiyle Suriye'deki tek partili Baas rejimine karşı başlayan protestolar, rejimin sert tutumu sonucu
bir iç savaşa dönüştü.
- ABD, İran ve Rusya'nın doğrudan ya da dolaylı yollardan destekledikleri gruplar aracılığı ile Suriye'ye müdahale
etmesi ülkeyi büyük bir yıkıma sürükledi.
- Suriye'de devlet otoritesinin ortadan kalkmasıyla birlikte DAEŞ terör örgütü güçlendi ve Türkiye için bir tehdit
hâline geldi.
- DAEŞ, Türkiye'nin sınır yerleşimlerine zaman zaman terör saldırıları gerçekleştirdi.
- Bunun yanı sıra PKK'nın Suriye kolu olan PYD terör örgütü ülkedeki otorite boşluğundan yararlanarak Suriye'nin
kuzeyinde etkin hâle geldi.
- DEAŞ terörü ile mücadele bahanesi ile özellikle ABD tarafından silahlandırılan PYD terör örgütü, Suriye'nin
kuzeyini ele geçirerek devletleşmeye doğru gitmek istedi.
- Fakat 24 Ağustos 2016'da Türk Silahlı Kuvvetlerinin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte başlattığı Fırat Kalkanı
Harekâtı ile PYD'nin uygulamak istediği planın önüne geçildi.
- Azez, Cerablus ve El Bab bölgeleri DAEŞ'ten temizlenerek huzur sağlandı.

Suriyeli Mülteciler
- 2011'de başlayan Suriye olaylarının en büyük etkisi Suriye ile en uzun kara sınırına sahip ülke olan Türkiye'de hissedildi.
- Suriye'de yaşanan insani bunalımın büyümesi sonucunda 2011'de 300-400 kadar Suriye yurttaşının Hatay ili
Yayladağı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı'na doğru hareketlenmesi, Suriye'den Türkiye'ye yönelik ilk toplu göç
hareketini oluşturdu.
- 2015 yılı itibariyle; 10 ilde 47.488 çadır ve bölme, 11.857 konteyner olmak üzere toplam 59.295 yerleşkede Suriyeli
mülteciler barındırıldı.
- Suriye'de iç savaşın şiddetinin artması üzerine Türkiye'ye yapılan göçler artarak devam etti.
- Türkiye, savaştan kaçan Suriye halkını etnik köken ve inanç gözetmeden “açık kapı” ilkesi ve “geçici koruma”
politikası çerçevesinde kabul edeceğini duyurdu ve bu politikasına sadık kaldı.
- Nisan 2011 ile Aralık 2014 arasında geçen 3,5 yılı aşan sürede, 4,5-5 milyar doların üzerinde bir harcama yapan
Türkiye'ye, uluslararası kuruluşlar ve diğer ülkelerden gelen mali destek sadece %3 dolayında kaldı.
- 2016 yılı verilerine göre Türkiye 3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmıştır.
- Türkiye kişi başına düşen millî gelire oranla dünyanın en çok yardım yapan ülkesidir.
- Suriye'deki iç savaştan kaçan mülteciler için Türkiye 35 milyar doların üzerinde harcama yapmıştır.
- Türkiye, Suriyeli mülteci hareketini acil müdahale edilmesi gereken bir durum olarak görmüş ve bu kapsamda
AFAD'ı (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) görevlendirmiştir.
- Türkiye, Suriyeli mültecileri yalnızca mülteci kamplarında barındırmamıştır.
- 2016'dan itibaren Suriyeli mültecileri Türkiye toplumuna kaynaştırma projelerinin önü açılmıştır.

- Mülteciler, bütün bakanlık ve kurumların stratejik planlarına dâhil edilmiştir.


Not: Ünitenin devamına www.tarihkursu.com /ders notları bölümünden ulaşabilirsiniz.

Daha fazlası için bizi takip edin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1. BÖLÜM SLAYT

22- YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ,ANADOLU'DA KURULAN İLK TÜRK BEYLİKLERİ, TÜRKİYE SELÇUKLULARI