BİLİM MEDENİYETİ - TARİH 9 5. ÜNİTE İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞU 5. KONU

Tarih ders notları, yks tarih ders notları, ayt tarih ders notları, tyt tarih ders notları, tarih özet, tarih 9 ders notları, tarih 10 ders notları, tarih 11 ders notları, inkılap tarihi ders notları, çağdaş Türk ve dünya tarihi ders notları, güncel tarih ders notları, özet konu anlatım, kısa tarih, yeni kitaba göre hazırlanmış ders notları, yeni müfredat tarih , tarih pdf

BİLİM MEDENİYETİ

İlimlerin Sınıflandırılması
Beytü’l-hikme
İslam Âlimlerinin İlme Bakışları
İslam Medeniyetinde Âlimler

Endülüs Havzası
Bağdat Havzası
Horasan Havzası
Farabi (870-950)
İbn-i Sina (980-1037)

İmam Gazali (1058-1111)
İbn-i Rüşd (1126-1198)
Ekoller
İslam Medeniyetinde Sanat

İslam Sanatı ve Osmanlı,

BİLİM MEDENİYETİ
Bedir Savaşı’nda ele geçirilen esirlerden, 
Müslümanlara okuma-yazma öğretenlerin serbest bırakılması, 
Hz. Muhammed’in eğitime verdiği önemin bir göstergesidir. 
Hz. Muhammed’in tıp tahsili için Müslümanları hatta henüz Müslüman olmayanları da o günün en önemli bilim merkezi olan İran’daki Cündişapur’a göndermesi bilime verdiği önemin bir başka kanıtıdır.
Dört Halife Dönemi’nde “küttab” adı verilen ilköğretim seviyesindeki kurumlarda, mescidlerde ve camilerde ilim öğrenimine devam edilmiştir.
İslam dünyasında gerçek anlamıyla ilk kütüphane Emevi halifesi tarafından Şam’da kurulmuştur.

Abbasiler Dönemi’nde, bilgelik ve hikmet evi anlamına gelen Beytü’l-hikme’nin kurulması İslam medeniyetinde bir dönüm noktasıdır.

Beytü’l-Hikme


Beytü’l-hikme, bir araştırma ve eğitim kurumu olup Abbasi Halifesi el-Me’mun tarafından kurulmuştur. 
Bilgelik evinin en önemli görevleri, dönemin ünlü astronom, matematikçi ve hekimlerini bir araya getirmek ve bilimin çeşitli alanlarındaki belli başlı eserleri Arapçaya çevirmektir. 
Grekçe, Süryanice, Sanskritçe ve Farsça gibi dillerden tercüme edilen çok sayıda eser, Hizanetü’l-hikme adı verilen kütüphanede toplanmıştır.
Bu dönemde Beytü’l hikme, Orta Çağ’ın en zengin kütüphanesi ve ilmî araştırma merkezi hâline gelmiştir.

Suffe nedir?


İslam devletinin başkenti olan Medine’de Hz. Peygamber’in gündelik hayatını ve faaliyetlerini sürdürebileceği bir mescit yapılmıştı. 
Mescid-i Nebevi adı verilen bu yapı üç bölüme ayrılarak
birinci bölümü Hz. Muhammed’in ailesine, 
ikinci bölümü ibadete, 
üçüncü bölümü de eğitim ve öğretim faaliyetlerine tahsis edilmiştir. 
Eğitim ve öğretim faaliyetleri için ayrılan kısma suffe adı verilmiştir. 
Suffe daha sonraki dönemlerde İslam dünyasındaki ilk medrese olarak kabul edilmiştir.

İlimlerin Sınıflandırılması


Aklî ilimler: Felsefe, coğrafya, astronomi, matematik, tıp gibi ilimlere “Aklî ilimler” denmiştir.
Dinî ilimler-İslami ilimler (Naklî ilimler): İslam’ın en temel iki kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in Sünnet’ini anlamaya yönelik tefsir, hadis, fıkıh (hukuk), kelam gibi ilimlerdir.

İslam Medeniyetinde Âlimler


XII. yüzyıla kadar İslam âlimleri Eski Yunan ve Hintli düşünürlerin eserlerini incelemiş diğer yandan da bilimde farklı yaklaşım ve metotlar geliştirmişlerdir.
İslam âlimleri, dogmatizme sapmadan özgürce ve cesaretle ilmî çalışmalarını sürdürmüştür.
İslam medeniyetinde gelişen bilim ve bilim anlayışı, sadece İslam dünyasını değil bütün insanlığı aydınlatmıştır. 
Avrupa’nın İslam medeniyetinden etkilenmesi Haçlı Seferleri, Akdeniz ticaretinin gelişmesi, İslam fetihleri, İspanya’da kurulan medreseler, tercüme faaliyetleri gibi gelişmeler sayesinde olmuştur.
Müslüman bilginlerin eserleri başta Avrupa’nın bilim dili olan Latince olmak üzere İbranice ve zaman zaman da yerel dillere çevrilmiştir. 
Bu çalışmalar Avrupa’da, Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasına zemin hazırlamıştır.

Müslümanlar, fethettikleri topraklardaki idâri ve fennî kurumlara dokunmadılar. 
İran’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra Cundişapur Akademisi, İslam Devleti’nin fen ve tıp merkezi olarak yaşamaya devam etmiştir.
Selçuklu Veziri Nizâmülmülk tarafından kurulan Nizamiye medreseleri birçok ilim adamı ve mütercimin Bağdat’a akın etmesine sebep olmuştur.
İlk Selçuklu hastanesinin Nişabur’da, Nizâmülmülk tarafından yaptırılan bîmaristan olduğu bilinmektedir.
İsfahan ve Bağdat’ta Melikşah’ın yaptırmış olduğu rasathanelerde, Ömer Hayyam ve İsfizârî gibi bilim adamları çalışmıştır. 
Ömer Hayyam’ın içinde bulunduğu bir heyet, Melikşah adına 
1 Mart 1079’u başlangıç kabul eden Celâli takvimini hazırlamıştır.

Bağdat ilim havzasında yetişen bazı ilim adamları


Cebirin kurucusu sayılan el-Hârizmî, 
İslâm felsefesinin ilk temsilcisi Kindî, 
Modern kimyanın kurucusu Cabir,
Astronomi âlimi Ferganî ve el-Belhî 
Tabip ve matematikçi el-Harrânî, 
Tabip, kimyacı ve filozof er-Râzî 
Astronomi âlimi Bettânî, 
Matematik, astronomi, coğrafya, jeoloji, eczacılık alanında  Bîrûnî
Câhız, İbn Kuteybe ve Müberred gibi edipler.

İslam kültür havzaları

Endülüs Havzası
Kurtuba Medresesi
Gırnata Medresesi

Alimler:
Endülüslü Zehravi
İbn-i Rüşd
İbn-i Haldun

Bağdat Havzası
Beytü’l-hikme
Nizamiye Medreseleri

Alimler:
El Hârizmî
Kindî
Ferganî
el-Belhî
el-Harrâni
er-Râzî
Bettâni

Horasan Havzası
Nişabur Medresesi
Belh Medresesi
Semerkant Medresesi
Uluğ Bey Rasathanesi
Nişabur Bimaristanı

Alimler:
Ömer Hayyam
İsfizâri
Yusuf Has Hacib
Farabi
İbn-i Sina
İmam Gazali

Farabi (870-950)

Batı’da Alfarabius, Abunazar gibi isimlerle tanınan Farabi’nin asıl adı Muhammed’dir. 
Kazakistan’da bulunan Farab şehrinde doğduğu için “el-Farabi” olarak anılmıştır. 
Farabi, mantık ilmine katkılarından dolayı Aristo’dan sonra “İkinci Öğretmen” lakabıyla anılmıştır. 
İslam dünyasında siyaset felsefesinden ilk bahseden filozof olan Farabi, başta İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd olmak üzere hemen hemen bütün önemli Müslüman filozofları etkilemiştir.
Farabi, müzikte sesleri notalarken logaritmayı icat etmiştir.
Musiki alanındaki eserinde ud ve kanun gibi müzik aletlerinden ilk defa bahseden kişi Farabi’dir.

İbn-i Sina (980-1037)

Buhara yakınlarındaki Afşana köyünde doğmuştur. 
Fıkıh, kelam, mantık, felsefe, tıp, astronomi, jeoloji ve matematik ilimlerinde tahsil gören İbn-i Sina, Batı’da Avicenna, İslam âleminde ise Şeyh el-Reis adıyla anılmıştır.
İbn-i Sina, öğrencisi el-Cüzcanî ile birlikte gözlemevi kurmuş ve bu gözlemevine ait araç ve gereçleri kendisi çizmiştir. 
Ufuk açısını ölçmeye yarayan ve “azimut halkası” adı verilen büyük boyutlu bir gözlem aleti yaptığı bilinmektedir. 
Bu ölçme aracı daha sonra yıldızlar arası açısal uzaklıkları ölçmek üzere teleskoplara uygulanmıştır.

İbn-i Sina’nın en önemli eseri, tıp alanında yazmış olduğu “el-Kanun fî’t–Tıb” tır. 
Tıp ansiklopedisi niteliğindeki bu eser XIX. Yüzyıla kadar Doğu ve Batı dünyasında el kitabı olarak kullanılmıştır. 
Batı’da; “Tabip olmak İbn-i Sinacı olmaktır.” sözü deyim gibi kullanılmaktadır.
Şeker hastalığını tespit etmeyi başaran İbn-i Sina, nabız inceleme yöntemiyle damar ve kalp hastalıklarını belirlemiştir.
İbn-i Sina, akıl hastalıklarının meşguliyet, şok, telkin ve müzik ile tedavi edilebileceğini belirtmiştir.
Ay’daki büyük kraterlere genellikle bilim tarihinde önemli yeri olan bilim insanlarının isimlerini vermektedir. Bu isimler arasında yer alan Türk İslam bilginlerinden biri de İbn-i Sina’dır.

İmam Gazali (1058-1111)

Gazali, Horasan’ın Tus şehrinde doğmuştur.
Gazali; fıkıh, hadis, akaid, gramer, felsefe gibi ilimlerde eğitim almıştır. 
Gazali’nin hocası olan Cüveynî’ye göre Gazali derin bir denizdir.
Gazali, Nizamiye Medresesi’nde baş müderrislik yapmıştır.
Kişinin kendi mezhebini zihnî ve aklî faaliyetleriyle yine kendisinin bulması gerektiğini savunan Gazali’ye göre şüphe gerçeğe ulaşmanın tek yoludur.
En ünlü eseri “İhyâü Ulûmi’d-Din” de bozulmuş bir toplumu ıslah etme, tekrar Kur'an ve Sünnet temelleri üzerine oturtma ve ona asıl İslami erdemlerini yeniden kazandırmaya çalışmıştır.

Endülüslü Zehravî (936- 1013)

İslam dünyasının en ünlü cerrahıdır. 
Kaleme aldığı el-Tasrif isimli eserinde döneminin cerrahi bilgilerini ve yeni yöntemleri tanıtmıştır. 
Bu eserinde yaraların ateşle dağlanması ve ameliyatlarda kullanılan aletlerin resimlerine yer vermiştir. 
Deney amacıyla hayvanlar üzerinde ve kadavrada çalışmalar yapan Zehravî’nin, batı cerrahi uygulamalarının gelişmesinde, büyük etkisi olmuştur.

Not: İtalya, İspanya ve Güney Fransa’dan birçok kimse İslam Endülüs medreselerine tahsile gelmiştir. İslam medreselerinden mezun olanlar, Avrupa’daki okullarda öğretmen olmuştur.

İbn-i Rüşd (1126-1198)

Kurtuba’da doğan İbn-i Rüşd, felsefeden tıbba 
çeşitli bilim dallarıyla ilgili yaklaşık 94 eser yazmıştır. 
Batı’da Averroes adıyla bilinir.
Aristo’nun en büyük yorumcusu olarak kabul edilir.
XII. yüzyıldan itibaren Avrupa’da “Latin İbn-i Rüşdçülük” denilen bir felsefe ve bilim ekolü oluşmuştur.
Ünlü Astronom Batlamyus’un evren modelini eleştiren İbn-i Rüşd, yeni gezegen modellerinin oluşturulması gereğini ortaya koymuştur. 
Yaptığı gözlemlerle güneş lekelerini ilk defa gözlemleyen bilgindir. 
Tıp ve optik alanında da çalışmaları olan İbn-i Rüşd, gözün retina tabakasının işlevini açıklamıştır.

Ekoller

Müslümanlığı kabul eden kişilerin sorunlarını İslam prensiplerine göre çözmek için bazı âlimler fikir bildirmiştir. 
Mezhep imamı olarak kabul edilen İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, İmam Ahmet b. Hanbel bunlardan bazılarıdır. 
Bu şahsiyetler, Müslümanlara Kur’an ve Sünneti, kendi anlayışlarına göre açıklamıştır. 
Mezheplerin ortaya çıkışının nedeni insanidir. 
İnanç ve temel ibadetlerde mezhepler arasında fark yoktur. 

İslam dünyasında felsefe ve bilimde özellikle IX. Yüzyılın ortalarından itibaren büyük gelişmeler yaşanmıştır
Müslümanlar farlı görüşlere karşı kendi dinlerini savunma gereği duymuştur. 
Böylece İslam düşüncesinde önemli bir yer tutan Kelam ilmi doğmuştur. 
Kelam âlimleri arasında büyük günah işleyen kişinin durumu ve yeri, insanın davranışlarındaki sorumluluk derecesi, adalet ve Allah’ın sıfatları; münakaşa konusu olmuştur. 
Bu tartışmalar Kaderiye, Cebriye, Mutezile, Meşşaiyye, Eşariye ve Maturidiye gibi kelami ekollerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

İslam Medeniyetinde Sanat

Puta tapma geleneği, İslam’ın ilk yıllarında tasvir yasağı koyulmasının ana nedenlerinden biri olmuştur. Bu yasak ile Tevhit anlayışı, kalıcı hâle getirilebilmiştir. 
Özellikle canlı resme ve heykele hoş bakılmadığı için Müslümanlar arasında soyut resim diyebileceğimiz, hüsnü-hat, tezhip, ebru, minyatür gibi sanatlar gelişmiştir.
İslam sanatında doğada mümkün olmayacak şekilde dal, yaprak ve çiçeklerin tekrarı ile geometrik düzenleme sık sık kullanılmıştır. 
Böylece her türlü tezhip ve tezyinat önemli sanat dallarından olmuştur. 
Kur'an-ı Kerim’in kutsallığı ve ona gösterilen saygı, bütünüyle İslam'a özgü olan hat sanatının doğmasını sağlamıştır.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2019- 2020 TARİH DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANLAR